Geldi ve geçti

Kötü oldum. Oraya ait olmadığımı bilsem de denedim. Birine denk geldim. Konuştum. Ama olmadı. İyi olamadım. Aradığımı bulamadım. Benden bekleneni anlayamadım. Birini daha düşüncesizliğimle üzdüm. Kötü oldum. Bir zamanlar ona benzediğimi hatırladım. Çok kötü oldum. Beni vitrinlerden sevenleri gördüm. Paylaşımlarım azaldı. Birinin hayallerini yıktım. Üzdüm. Haberim yoktu, fark edildiğimden. Camda buğulanan isimlerin silindiğinden. Meğer tanınmayan kirpikler, rüzgara tutunuyormuş.

Benim gördüklerim

Sayfalarca, satırlar ve sütunlarla.

Tükenmeden,

Çizmek onu, her ayrıntısıyla.

Bana bakan gözlerini,

Unutmayı beceremediğim dudaklarını,

Abartıya kaçmadan.

Ne görünüyorsa, sadece onu.

Sonra da yaslanmak sırtına,

Saatlerce, umursamadan sınırları.

Ondan duymak, gördüklerimi.

Ve delirmeden geçebilecek yılların anahtarı.

Arzulanan gerçeklik, bahislere konu olan yazgı.



Çoktan da çok

Gökkuşağını getirdim sana,

Hangi rengi seçeceğini bilsem de.

Sen anlama diye camdan dışarı bakıyorum,

Ama yansıman peşimi bırakmıyor.

Gülümsemelerim yarım ay olmuş, duvarlara taşıyor.

Yağmur yağmaya başlayınca camları kapatıp, perdeleri açık bırakıyorum.

Bana bakıyorsun, görebiliyorum.

Ellerin rengarenk, benimkilerse…

Yüzün dinlendirici ve hipnoz edici.

Seçtiğin renk yüzünde, her zaman ki gibi.

Tahminimde yanılmayan bense, göklerde.

Yağmuru durduruyorum ve senle gidiyoruz.

Gerçek gökkuşağının üzerine doğru.


Sorgulamaca

Sevmek delicesine arzulamaksa ne olursa olsun istemektir. Reddedilmek, aşkı usandırmaz. Acı çeken yürek, bedene zülum ettiğinin farkında olmayan hasretini dindirecek dermanını arar. Belki de hepsi bencillikten olur. Kavuşmaksa sanılanın aksine olup biten bir mesele değildir. Sonrasının düşlerinde hapsolan bir özlem fırtınası gibi bitti dediğiniz an yeniden başlar. Doyumsuz bir lezzeti tekrar aramak gibidir. Basit değil, çok karmaşık ama çekip gitmesi ölesiye zordur. Sevginin gücendiği yerde bekler sizi. Mutluluk denen his işte böyle başlar.

Bahar günleri

Bir sevdin mi anlıyorsun,

Yalnız kalmaya korkar oluyor insan.

Her sessizlikte onu hatırlarken,

Başkalarına bakamıyorsun.

Bir kez sevdin mi başka birine dönüşüyorsun.

Eski tadın tuzun kalmıyor.

Sevdiğin olmadan yapamıyorsun.

Bencilliğine yenik düşüyorsun istemeden,

Kalabalıklar iyi geliyor kimi zaman,

Sesini duyan olmadığından mıdır nedir?

Huzur da değil; zamanı ilerleten bir akış dalgasına kapılıyorsun.

Onun olmadığı her an boşluk gibiyken,

Yüksekler sana korkutucu geliyor.

Keşke demiyorsun.

Çünkü sevgini reddetmek sana ağır geliyor.

Bir kez oluyor tüm bunlar, sevince oluyor.

Ötesini istediğinde kendini unutuyorsun.

Loş ışıkların körlüğünde bulanıklaşıyor okudukların,

Güneşe yaklaşmaya çekiniyorsun.

Öyle bir raddeye geliyorsun ki,

Çıkışlar kapalı, sonlar silinmiş gibi.

Nefes almak istiyorsun, onu arıyor gözlerin tekrar.

Ancak zorla istemiyorsun şefkatini.

Buna dayanamayacağı için yüreğini avuturken,

Onun olmadığı zamanları hayal ediyorsun.

Renksiz masallara dönüş tek çaren oluyor.

Son olmasın

Delicesine atan kalbi yorulmazken,

Ana tutuk kalmış, boş sokaklarda;

Emeklerken koşmaya yeltenen,

Konacağı dalı bilemeyen, yuvasız serçe kuşlarıyla ötüşler de.

Lodosunu savuran gökler durulmamış henüz.

Sönmeyen ateşinin narasıyla sebelendiriyor, geçenleri.

Yılların eskittiği rüyalarına yeniden dalarken,

Hep ötesini düşünen fikirlerinde birini ışıldatıyor sadece.

Varlığı en önde, kurtarıcı deniz feneri gibi.

Tutamıyor kendini, çırpınmanın faydası yok.

Sevilmekle sevmek arasında sonunda ona varıyor.

Hayalleri süsten uzak, gerçekliğin sadeliğinde gizli.

Tutkunluğu basitçe izah edilemez.

Onun sesi şehirlerden değil, tepelerden yankılanıyor.

Duydukları, gördüklerini anlaşılmaz kılıyor.

Geceyi bekleyen gündüze dost olmuş, kucağı yıldızlarla dolu;

Sonrası onu anımsatan ay, onu fısıldayan şarkılar…

Üzdüm

Kızgınım ama neye? Derinlerde açılmıyor gözler, seve seve. Dermanım bana kırgınken, küsmüşsem ne çıkar kendime. Neden kızdığımı anlayamazken yıkıp dökmüşsem, ne var ne yoksa? Ayrılmadan püskürtmüşsem yanan ateşimi. Önleyemezken önceleri yükselen sesimi, sonradan suskunluğu seçmişsem, ayrılmışsam bu diyardan. Birşeyler yapmalı ama ne? Sonunu düşünmeden, bir hevesle kolları sıvazlamalı. Ama nasıl? İşe yarar mı ki? Ne kaybedilir? Bilinmez. Belki de kazanılır. Gönül mızrağına düştü yollar yine. Yaralar derin, dönülecek yer yok. Bir risk, sahiplenme kozu; beklentisiz bir heves uğruna.


Mutluyum

Sevgili okuyucularım, sizlerle daha önce paylaştığım bir yazım başka bir sitede de yayınlandı. Buna çok sevindim. Tıpkı hiç tanımadığım okuyucuların benim yazılarımı okuyup keyif alması gibiydi. Notasız müzik besteliyormuşuz gibi hissediyorum hep birlikte. Düşüncelerimin ve duygularımın benden size geçmesi beni çok mesut ediyor. İyi ki varsınız ve ben yazmaya devam edebiliyorum. Yoksa bu dünyada sıkışıp kalabilirdim. Çok teşekkür ederim. Paylaşılan yazıma gelince,

Çırpınış

Gecikmeden kabullen saklandığını,

Çık da bak, vakit var diyorlar.

Yorgunsun ama anla son olduğunu,

Bu kez gerçek diyorlar, kandırılmıyorsun.

Aynaya bak da gör, bir başkasını,

Küskün mecburiyetlerin anlaşılmazken.

Zamanı varken, çözümün neyse ne değilse.

İşkenceyi bırakıp da hatırla satır aralarını.

Anlaşılmak isterken anlamaya çalışmayı bırak.

Zaman var dediysem çok da yok hani.

Acı çekmeye alıştırdığın, içindeki çocuğu gülümset.

Nasıl yapacağını sorma bana, cevapları ben de arama.

Hala kaçıyorsun, dağ çiçeklerini özlediğini yalanla.

Sana kattıklarını düşün, teşekkür et ve sonra da bırak.

Bırak ki huzur bulsun delice atan yüreğin.

Hepsinden sonra yine kaçarsan da,

Kabullen ve hayal kırıklıklarını geride bırak.

Ucuz bahanelere teselli arayıp acının kaynağına sığınma.

Kuşları kıskanıp da özgürlüğe pay biçme.

Amaçsızca çırpınan bedenine kızıp da insanları üzme.

Masum olanları hor görme, kabul etmek zor olsa da oradalar.

Hayallerin, uzakları anımsatan bir kaldırım boyu.

Eline takılan uğraşların.

Anlamadan tuhaflık vakti beliriveriyor, yanıbaşında.

Çırpınıyorsun, kabullenişin ağır.

Nasıl nasıl derken geceler gelip geçiyor.

Yazınca aydınlanan sabaha günaydınlarla uyanıyorsun.

Anlayamamak ölüm gibi,

Zincirlenmiş yorgun bedenin seni karanlıklara çağırıyor, bekleyenlerin var.

Tarihi kapalı, aslı mazi bir masalda buluyorsun çareni.

Mutlu sonlar, uzak hayaller hep buradayken sen nerdesin?

Özsaygın bilinmezken sen tanımsızsın.

Kendine kızıyorsun, ne yaparsan yap gerçek bu, değişmiyor.

Sevgisizliğe sığınıp, sevgini yüceltiyorsun.

Söylesene çocuk ne yapıyorsun?

Kim olduğunu hatırlıyor musun?



Korkma

Korkardı masumca, uzaktan. Ne yapacağını bilemediği için korkardı. Belki de onun en güzel yanı buydu. Korkutmazdı. Korkaklaştırmazdı. Daha çok korkulduğunda bile onun korkusu tozlaşmış felaketlere çiçek açtırırdı. O korkarken, korkmayı unutturandı. Bilmeden, anlıyordu ve korkular anlaşılınca yok oluyorlardı.