Hilekâr

Başıma ağrılar giriyor, yastık sert yastık acımasız.

Dağlar kadar sıkılmışım, arpa boyu yol alamadan.

Susarken aldanmış, tutkunken kenetlenmişim.

Sular acı, sular sualsiz.

Bir dertten kaçarken üçüne rast gelmişim.

Gözlerim sımsıkı, kapanmıyor; boşluklarından akan yaşlar kaskatı.

Göğsüm daralmış, aldığım nefesler hep ben de.

Yüzyıllar kadar sıkılmışım, uyutmayan gölgelerden.

 

 

 

 

 

Ufuk çizgisinin müjdesi

Sonbahar yaprakları çatıdan hücum ederken,

Bir çift göz ve tarifsiz bir tebessüm ile

Düşlerini bırakan bedevi hayallere dalıyor.

Toz bulutunun resmettiği gökyüzü kırıntıları bağrındayken,

Yeşeren köksüz ağacın zirvesine tırmanıyor.

Son halkası solmuş bitap haldeyken,

Sarsıcı kararsızlığıyla derin bir çekiyor.

Ellerini donduran çarpıklıkla eğlenirken,

Gizlediği hüznüyle aslında alay ediyor.

 

Ruhum bensiz uçuyor

“Che poco spera enulla ciede”-Hiçbir şey istemeden çok az şey uman.

Şımarıklık yapmıyordu, savunduğu değerlerin ona kattıklarıyla yalnızlığını örtüyordu; masanın kıvrılan kenarından başlayarak. Rol yaptığını söylerken, samimiydi. Aldattığı diğerlerinden farklı gördüğü gözlere, derinden inanıyordu. İyi biri değil, kendisi olmak istiyordu. Varlığının dünyaya katacağı anlamı öğrenmek, belki de en büyük amacıydı. Elinden geleni yaptığı zamanlarda, renkleri soluklaştıran sıfatına engel olmuyor bilakis; dalgalanan gölgesine umutla el sallıyordu çünkü egosuna yenilmeden tatmin olmak istiyordu.

Üretimin gücü

Yoktan var etmek değil benimkisi ama var olanı var etmek de değil. Ne bileyim, oyunla başlayıp masalla sonlandırmak gibi. Paylaştıkça büyüyen ve bittiğinde delicesine mutlu eden bir durum. Adına has üretimin başkasına ait olmaması, bu dünyadaki boşluğuna gölge düşürmenin tarifi. Ama bir sorun var bulaşıcı; bu his sürekliliği beraberinde getiriyor ve hep üretmek istiyorsun.

Gönlüm

Martıların terk ettiği bir denizde, kayığıyla dalgalara göğüs germiş. Beni bekliyor. Az sonra durduracağım hüznüne veda ediyor. Nasır tutmuş avuçlarımda kederli günlerinin izleri, çılgınca bana kafa tutuyor. -Mış- gibi kararan hava, soğuğunu yüzümüze dokundururken, anlayışsız benekli denizciye bakıyoruz. Fenerin adresini çıkarını hiçe sayarak emanet ediyor, ellerime. Ben ve kendim kalıyoruz sadece martıları hayal eden…

Züğürt tesellisi

İdeallerin, hayat kaygısına baskın çıktığı günlerden yine bir gün,

Hava hafif küskün, dalgalı sislerde saklı.

Yarın için kalkan trenlerin rayları titreşiyor,

İstemelerin olamadığı yüksek iradeli bir hat geriliyor.

Asıl bilinen unutulmak üzereyken, saldırılar artıyor.

Biriktirilen ezilmişliklerin altında silik kağıt parçaları,

Yüz karası insancıklara iyileştirici görünüyor.

Alnı ak, gönlü dikili insan anlayamıyorken; duruyor.

Bildiği gerçeklerin uzağında bir çobana rastlıyor.

Gelip geçmeyen doğruluğa hasret, semaya dalıyor.

Son kez hakkını vererek şerefini kurtarma arzusunda,

Kirli kağıt destelere basarak yolunu açıyor.

Onlara muhtaç olmadan, yorulmadan son kez direniyor.