Medet

Hayallerimi takip etmek için çok fakirdim,

Sevmek içinse fazla istekli.

Sabırla, tükenmeden, tüketmeden yaşamayı seçtim.

Hiçbirine sahip olmadan, kenardan baktım gökyüzüne.

Bulutların bana anlatmak istedikleri vardı;

Yalnızlığımdan sıyrılıp dinledim onları.

Hayallerimi özgür bıraktım.

Fedakarlıklarımıysa meçhul.

Sevmelerimi de susturdum, ay ışığından ısınmaya son vererek.

Kabuslarımdan

Tek başına yaşayabilir miydi insan? En çok ihtiyaç duyduğunu bırakınca ne olurdu ona? Yaşayan bir ölü olacaktı. Ve bunu yaptı insan. Kendine yetmeyi dileyerek, umudunu bıraktı. Umutsuz kalacağını bilerek, yaşamayı seçti. Sonrasına diyecek sözü olabilir miydi?

Asla

İddialı ve bir o kadar cesur görünen asla kelimesine rağmen, kararımın arkasında duruyorum. Çok düşünmeden ve ilk aklıma gelen insanı seçiyorum. Rengarenk, ışık saçan bir tarlanın mahsulleri o benim için. Sayısız yazımın baş rolü. Yanındayken ifadesizce kaldığım ve sadece demeyi öğrenebildiğim biri. Yol arkadaşım, umut ışığım, ilham kaynağım. Bütün ithafları sıralasam da yetmeyeceğini düşündüğüm biri o. Ciddiyetin ya da ciddiyetsizliğin sınırında bulutlara dokunan ruhumun suya düşen yansıması. Arzularımın boşluğunda kalmış, gittiğinde sayfalar dolusu hüznü çağıran hasret ekini. En beyaz masumiyeti getirin aklınıza, o daha da masum. Terk etmektense terk edilmeyi seçen vicdanı var saf duygusunda. Onsuz geçen günler tepkisiz, sancısız; sakinliği gizlice tufanda devrilmiş. Derin bir sığınağın yırtılan teni gibi, berrak ve hüzünlü. Gözlerinin yerine kararlı ve aldırışsız sessizliği geri dönüşü tazeliyor. Gülüşünü ve kokusunu unutmadan, orada olduğunu bilmek huzur verici. Parmak uçlarımdaki soğukluğu alıp yerine şefkatli sıcaklığını veriyor. Ruhum asaletini bozmadan yaşamaya ant içiyor. Hayallerle bezeniyorum karanlık anlarda. Abartmak değil, benimkisi. Yaşayınca anlaşılabilecek bir duygu seli bu. Zamansız ayrılışlar, ölümü bekleyen sessiz haykırışlar son buluyor, biçare kabullenince mevkufiyeti. 

Geldi ve geçti

Kötü oldum. Oraya ait olmadığımı bilsem de denedim. Birine denk geldim. Konuştum. Ama olmadı. İyi olamadım. Aradığımı bulamadım. Benden bekleneni anlayamadım. Birini daha düşüncesizliğimle üzdüm. Kötü oldum. Bir zamanlar ona benzediğimi hatırladım. Çok kötü oldum. Beni vitrinlerden sevenleri gördüm. Paylaşımlarım azaldı. Birinin hayallerini yıktım. Üzdüm. Haberim yoktu, fark edildiğimden. Camda buğulanan isimlerin silindiğinden. Meğer tanınmayan kirpikler, rüzgara tutunuyormuş.

Benim gördüklerim

Sayfalarca, satırlar ve sütunlarla.

Tükenmeden,

Çizmek onu, her ayrıntısıyla.

Bana bakan gözlerini,

Unutmayı beceremediğim dudaklarını,

Abartıya kaçmadan.

Ne görünüyorsa, sadece onu.

Sonra da yaslanmak sırtına,

Saatlerce, umursamadan sınırları.

Ondan duymak, gördüklerimi.

Ve delirmeden geçebilecek yılların anahtarı.

Arzulanan gerçeklik, bahislere konu olan yazgı.



Çoktan da çok

Gökkuşağını getirdim sana,

Hangi rengi seçeceğini bilsem de.

Sen anlama diye camdan dışarı bakıyorum,

Ama yansıman peşimi bırakmıyor.

Gülümsemelerim yarım ay olmuş, duvarlara taşıyor.

Yağmur yağmaya başlayınca camları kapatıp, perdeleri açık bırakıyorum.

Bana bakıyorsun, görebiliyorum.

Ellerin rengarenk, benimkilerse…

Yüzün dinlendirici ve hipnoz edici.

Seçtiğin renk yüzünde, her zaman ki gibi.

Tahminimde yanılmayan bense, göklerde.

Yağmuru durduruyorum ve senle gidiyoruz.

Gerçek gökkuşağının üzerine doğru.


Sorgulamaca

Sevmek delicesine arzulamaksa ne olursa olsun istemektir. Reddedilmek, aşkı usandırmaz. Acı çeken yürek, bedene zülum ettiğinin farkında olmayan hasretini dindirecek dermanını arar. Belki de hepsi bencillikten olur. Kavuşmaksa sanılanın aksine olup biten bir mesele değildir. Sonrasının düşlerinde hapsolan bir özlem fırtınası gibi bitti dediğiniz an yeniden başlar. Doyumsuz bir lezzeti tekrar aramak gibidir. Basit değil, çok karmaşık ama çekip gitmesi ölesiye zordur. Sevginin gücendiği yerde bekler sizi. Mutluluk denen his işte böyle başlar.

Bahar günleri

Bir sevdin mi anlıyorsun,

Yalnız kalmaya korkar oluyor insan.

Her sessizlikte onu hatırlarken,

Başkalarına bakamıyorsun.

Bir kez sevdin mi başka birine dönüşüyorsun.

Eski tadın tuzun kalmıyor.

Sevdiğin olmadan yapamıyorsun.

Bencilliğine yenik düşüyorsun istemeden,

Kalabalıklar iyi geliyor kimi zaman,

Sesini duyan olmadığından mıdır nedir?

Huzur da değil; zamanı ilerleten bir akış dalgasına kapılıyorsun.

Onun olmadığı her an boşluk gibiyken,

Yüksekler sana korkutucu geliyor.

Keşke demiyorsun.

Çünkü sevgini reddetmek sana ağır geliyor.

Bir kez oluyor tüm bunlar, sevince oluyor.

Ötesini istediğinde kendini unutuyorsun.

Loş ışıkların körlüğünde bulanıklaşıyor okudukların,

Güneşe yaklaşmaya çekiniyorsun.

Öyle bir raddeye geliyorsun ki,

Çıkışlar kapalı, sonlar silinmiş gibi.

Nefes almak istiyorsun, onu arıyor gözlerin tekrar.

Ancak zorla istemiyorsun şefkatini.

Buna dayanamayacak yüreğini avuturken,

Onun olmadığı zamanları hayal ediyorsun.

Renksiz masallara dönüş tek çaren oluyor.

Son olmasın

Delicesine atan kalbi yorulmazken,

Ana tutuk kalmış, boş sokaklarda;

Emeklerken koşmaya yeltenen,

Konacağı dalı bilemeyen, yuvasız serçe kuşlarıyla ötüşler de.

Lodosunu savuran gökler durulmamış henüz.

Sönmeyen ateşinin narasıyla sebeplendiriyor, geçenleri.

Yılların eskittiği rüyalarına yeniden dalarken,

Hep ötesini düşünen fikirlerinde birini ışıldatıyor sadece.

Varlığı en önde, kurtarıcı deniz feneri gibi.

Tutamıyor kendini, çırpınmanın faydası yok.

Sevilmekle sevmek arasında sonunda ona varıyor.

Hayalleri süsten uzak, gerçekliğin sadeliğinde gizli.

Tutkunluğu basitçe izah edilemez.

Onun sesi şehirlerden değil, tepelerden yankılanıyor.

Duydukları, gördüklerini anlaşılmaz kılıyor.

Geceyi bekleyen gündüze dost olmuş, kucağı yıldızlarla dolu;

Sonrası onu anımsatan ay, onu fısıldayan şarkılar…