Çember

Karar alındı, geç kalmadan sükunet ile.

Son denen noktaya benzer olay,

Baloncuklar gibi havaya karışırken.

Mutluluğun yoluydu gidilecek olan,

Saygıyla ve anlayışla sürecek.

Aynı dönence yaşanabilirdi mutlak gelecekte

Fakat belirsiz süresiyle mutabık son için

En iyisi buydu.

Elindeyken mutluluğu içselleştirmek,

Gerekirse mutsuz sonu göğüslenmek.

Başa dönmeyi aldırmayıp,

Sondan uzaklaşarak.

Unutulmaz geçişler de anı gölleri oluşturmak.

Mantığa aykırı bir dönem filmi gibi

Gerçeklerin farkında olup, hayaller de nefes almak.

Kabullenip yaşamak kadar basit,

Kuralları çiğneyip umarsız olabilecek kadar savunmasız.

Kopmayan bir halatla zirveye çıkmak gibi.

Hem zor hem basit, ama vazgeçilemez.

Çapı büyüyüp küçülen çemberin son halkası,

Demir soğukluğunda gece karası.

Ne var ki, hepsine değer cazibesi.

Aşık beyin

Aklımda ne var ki senden başka.

Güneş doğmuş batmış kime ne?

Hayalin tutsak kalmışsa dudaklarımda.

Bir günü değil hayatımı koyuyorum ellerine.

Korkum yok, en güzeli de bu ya.

Sensin, en ötesi.

Eskimeyen hatıralarınla,

Anlayamadığım tesirinle.

Odalar dolusu sevgilerle ıslanıyorum.

Her nasılsa vakit seni düşününce geçebiliyor,

Şaşırmıyorsun artık biliyorum.

Ama ben bilemiyorum.

Tek üzüntüm aşkımın büyüklüğünü anlatamamak olacak biliyorum.

Eksik kalacak olsa da seni seviyorum.

Üniversite yılları

Ciddiyetle başlamıştı; bize anlatılan ve öğretilenlerle anı yaşayacak duygulara sahiptik. Dost canlısı arkadaşlarla yabancılaşma sorunsalını da hallettik zamanla, geriye dersler ve sınavlar kalmıştı. Ama içimizde büyüyen endişeler ve biz burada ne yapıyoruz sorularına yanıt bulamıyorduk. Çözümsüz kaldıkça da arkadaşlarımıza sarılıyorduk, onların şefkatine ve zamanı değerli kılan desteklerine. Araya yazlar girdi, kışlar sonnbaharları izledi. Sinirleri yıpratan anlamı kaybolmuş derslerle biz de uzaklaşmaya başladık. Herkes farklılaşıyordu. Büyümek ağır basıyordu. Engellenemez bir varoluş düzeniydi bu. Ayak uyduruyorduk, gün sonunda ettiğimiz kısa sohbetlerdeki saçmalamalarımız yeterli oluyordu. Etkili yıllardı; beni ben yapan yıllardı. Kaybolduğumda o anlara geri dönüyorum ve kendimi buluyorum. İnsanların çoğu hayatı boyunca bulamıyor kendini. Şimdilerde kaybolmuş olabilir miyim diyorum ama sanmıyorum çünkü o insanlar hala benimle birlikteler.

Ne mutluyum ki onlara sahibim, ne mutlu ki beraberken yalnız değiliz!

Seni sevmemin 10 sebebi

  1. Kararlılığın: Yüksek bulutlara şimşek çaktıran cinsten.
  2. Hayallerin: Şimşeklerin yıldırımlara teslim olması gibi.
  3. Masumiyetin: Yağmurun sakinleştirici etkisiyle uyutan tatlı bir rüya.
  4. Barışçıl oluşun: Dinen yağmurun oluşturduğu göletlerden birine battıktan sonra çamura bulanan ellerin için bulutlara teşekkür eder gibi.
  5. Hassaslığın: Kendin yerine ıslanmış yavru hayvanları düşünür gibi.
  6. Çalışkanlığın: Yıldırım düşen evleri yeniden inşa etmeye yetecek kadar.
  7. Nezaketin: Bir avuç suya hürmet etmenin ötesinde.
  8. Çocuksu sevinçlerin: Çamur banyosunda tanınmaz olmanın verdiği mutlulukta.
  9. Araba sevdan: Bitmeyen uğursuzluklara rağmen pes etmeden şansa sarılmak gibi.
  10. İlham vericiliğin: Tüm mevsimlerin birlikte olduğu ama en çok da sonbaharın yakıştığı büyüleyicilikte.

Fırtınalı

Boşuna geçiyor günlerim, anlamsız kaygılarla boğuşarak. Sonu görür gibi olacakken, üzerime yapışan budalalıklardan kaçamıyorum. Gücüm tükenecek gibi. Emin olamıyorum. Dahası başıma saplanan korkunç bir ağrı var, silinmeyen anılarlayım. Günah çıkartmak istesem, bir sonraki sözüm yarım yamalak, kurgusal. Bana sunulan ilgi çekici ne varsa umrumda değil. Yarınlar beliriyor güneşin batışıyla, akşam üstü balkonumda. Herkesi ve herşeyi terk edersem, huzur bana gelecek gibi. Kuralların sıradanlaştırdığı hayatım iflah olmayacak gibi. Benzetmelerim ne çok ki yaşanmışlıklarım arasında hayal ürünü kalıyor. Adına ne derseniz deyin, şehrin kapıları kapalı. Duvarlara tırmanmış çocuklar, göğe uzanan salıncakta nokta gibi görünen ihtiyara baktığı zaman bedenimi hırçın bir dalga savuruyor. Bu dünyaya ait olamamışım da inci kayalara oturup önlenemez arzumu yozlaştırmışım gibi, bolarıyor rüzgarın hızıyla. Gitmek istiyorum uzaklara, bağlarımı koparıp zehirli meyveleri tadarak…

Kokundan öptüm

Gökyüzü yürekten selamlamıştı o uçağı.

Heyecanla oraya baktı, masumiyeti görülmeye değerdi.

Bir o bir de gökyüzü vardı.

O anda, yıldızlara ve aya yakın olan.

Ellerini tuttum sıcacıktı.

Nefesi dudaklarımda ıslanıyordu.

Deniz yosun kokusunu ona bahşediyor,

Bana onun kokusu kalıyordu.

Sımsıkı sarıldı, karanlıklara geçit vermiyordu.

Kaybolduğum diyarı o kadar güzeldi ki,

Ondan başka ne varsa bulanıklaşıyordu.

Dudakları en müjdeli haberleri veriyordu.

Doyamıyordum ona, kalbim söz dinlemiyordu.

Kokusundan öptüm, zihnim onu sabitliyordu.

Mutluluğun başka açıklaması olamazdı.

Korku kapanı

Hayatımda olanlar sayesinde artık seni düşünemiyorum bile. Hep bir çıkmaz, hep bir yenilgi. İşin değişmeyen ve şaşırtmayan tarafı bunun hep böyle gitmesi. Seni düşünürken durum daha iyi sayılmaz aslında. Ama o anda derdim sen oluyorsun. Korkutuyor. Sürüp gideceğini düşünmek… Kararsızlığım korkutuyor. Yakınlarım, sevdiklerim korkutuyor. Yakınlarımın ne kadar yakın olduğunu bilememek korkutuyor. Herkesin kendi hayatını yaşarken, benimkinin yok sayılması; onları önemseyip, kendimi yok saymam korkutuyor. Kış korkutuyor, yaz korkutuyor. Beceriksizliğim, ailem, sağlığım korkutuyor. Güvensizlik… Varken yok olmam korkutuyor. Kırılıyor, darılıyorken belli edemiyorum. Bunu bile beceremiyorum. En çokta bu korkutuyor.

Yazan: @seleniimo

Deli sorular

Öyle şeyler yaşıyorsun ya da yaşanıyor ki; şurama kadar geldi, ölsem de kurtulsam deyiveriyorsun. Sonra bir yerlerde birşeyler oluyor. Bombalar patlıyor, ve sen hiç gitmek istemediğin o işe nasıl gideceğini düşünürken çabalıyorsun. Ertesi gün kalkıp işe gidiyorsun. Hiç sevmediğin iş arkadaşların, yapay kaybetme korkusuyla iyi birer insana dönüşüveriyorlar. Yapmak istediğin her plan; kariyer, aşk, evlilik, çocuk, seyahat, yemek, okumak ve istediğin binlerce kitap ve film geliyor aklına, öğrenmek istediğin diller… Düşünceler o kadar hızlı ilerliyor ki, birbiriyle yarışıyor adeta ve kafan karışıyor. Sonra bir ara ortalık durulunca, herşey normale dönmüş ve o korkular hiç yaşanmamış gibi geliyor. Artık sevdiğin insanları sevemiyor, yapacağın işleri erteliyor ve susuyorsun. Sonra bir kaos daha. Hem hayatın değerini ve güzelliğini hatırlıyor hem de saçmalığına ifade yüklüyorsun. Hep mutlu olsak ya diyorsun. Sonra tek bir soru beliriyor: Bütün bunlar neden?

Yazan: @seleniimo

Biz çocukken

Bugün kamyonun yanından geçerken, mazot kokusu geldi burnuma. Enteresan olanı o kokunun beni hem sevindirip hem de hüzünlendirmesiydi. Mahallem geldi aklıma, babam geldi. O da mazot kokardı bazen. Yine de alırdım onun kokusunu yoğun mazot kokusu arasında. O kadar güzeldi ki o günler, o koku, o çıkmaz sokak… Her akşam çıktığımız, oynadığımız o dünyanın en güzel sokağı. Babam girince sokaktan dünyanın en havalı insanı olurdum. Bazen arkasından koşardım arabanın, bazen de binerdim. Olan biteni anlatmaya yetecek azlıkta değildi tabii. Herkes çok masum, dünya daha güzeldi. Metrobüs yoktu, hava daha temizdi. Yine güvenilemezdi insanlara ama bu kadar mide bulandırıcı değildi. Sitelerde oturanlara özenir ama mahallemi özlerdim okuldayken. Hala özlüyorum dünyanın daha masum olduğu o günleri. Şimdi Halkalı değişti. Mahallem değişti. Herkesin oynadığı sokakta kocaman bir bina yapılıyor. Mutluluğumuzu kazıp yerine plazalar dikiyorlar…

Yazan: @seleniimo