Sevilmek mi sevmek mi?

Sevildiğini bilince mi daha çok sevmek ister bencil yürek ya da çok sevmekten yorgun düştüğünde sevilmeye muhtaç kaldığın için sevgi kırıntıları mı ararsın? Lakin bir gerçek söz konusu ki, sevmek de sevilmek de bir bütünün parçası. Tekiyle olmuyor, insan sevince sevilmek, sevilince de sevmek istiyor. Masum, perdesiz sevmeler insanı güzelleştiren. Beyin ve kalbin ortaklaşa çalıştığı ve muazzam bir orkestranın yönetildiği o gönüller hayata neşe katan ve umudu köreltmeyen. Ya sev ya da sevil kısaca. Bu hayatta var olabilmenin en kolay yolu bu olsa gerek.

Bizi ayakta tutan heyecanlar mı?

Sakin bir hayat herkesin hayallerini süsler özellikle geçkin zamanlarımızda. Genç hissettiğimiz zamanlarda ki hayaller fırtınası bizi alıp bilmediğimiz diyarlara götüreceğinden mi ya da biz mi gittiğimiz yerin bilinmezliğinden dolayı fırtınada kayboluruz nedenini bilmiyorum tutkular böyle böyle artar. Ta ki eskiyen, yıpranan bildiklerimizin aslında bilemediklerimizden ibaret olduğunu anlayana dek. Yanılgıya düşen yürek diz çöker beyin karşısında. Bu yüzden heyecanın yerini sükûnet isteğine bırakır. Buna bir açıdan alın yazısı da denilebilir. Farkındalığın çıkış anının bekleyişinde ki zamanlama kapısı gibi. Tabiatın fabrikasyonları olan biz insanlar mutlaka bu döngünün içine gireriz. Çünkü sürekli olarak kimse sükûnet içinde olamaz. Fabrika ayarlarımız tıkır tıkır işlerken, göz önündeki perdeyi indirir ve oyunu sahneye koyar. Alkışlar kıyamet gibi o denli güçlü yani. İlk heyecan başlar, oyunla. Sonraki oyunlar da merak yerini alışkanlığa bırakır. Süregelmiş komutlar belleğimizi devirir ve kendimizden kovuluruz. Herhangi bir duygu için kıpırtıya hasret olan bizler, arayışımıza devam ederiz. Ama o ilk oyun gibi olmaz hiçbiri.

Bir şair hakkında

Gözlerinin başkalığından dolayı yalnız ve insanlara gözlerini ödünç verecek kadar fedakar bir şair bu, tek emeli yazmak sonunu bilmeden. İnsanları derin ve temeline kadar artık içlerinde ne varsa oraya kadar bir şekilde tanıyabildiğini düşünüyor ama insanları tanımakta çok fena. Adeta bu dünyadan değil, farklı bir ulvi görev için gelmiş ama nereye gideceğini bilemiyor. Işıklı yolda yürürken etrafında ki karanlıklara bakmıyor, yüreğinde ki ışıkla yetiniyor. Başarısını kendisini tebrik ederek kutlasa da, insanlardan özellikle yüreklerine dokunabildiklerinden bir kaç şey bekliyor istemsizce. Bu şair benim kitaplığımda bulunma nezaketini gösteren yazarların hepsinin tek olmuş hali. En yakın arkadaştan öte bazen, bilge ve sevecen.