Özlenen Gelgit

Anılarımın birikmiş gölünde ağlarken buldum onu.
Baktığı yerlerde güneş parıldıyordu alabildiğince,
Geri çekilerek baktım ona, korkularıma meydan okudum.
Karşımda duran güzellik bana elini uzatıyordu.
Ne ben tutabildim o eli ne de o uzanabildi.

Cesaret verdim kendime beraber yürüyebileceğimize inandım.
İçimdeki ürperen karanlığa haykırdım onun ışığını.
Geri çekilerek baktı bana, korkularına meydan okudu.
Bastığımız yerlerde çiçekler açıyordu hiç solmayacak gibi,
Ne ben biliyordum yolun sonunu ne de o söylüyordu.

Soluduğum her nefeste onun kokusunu alıyordum.
Büyülü cazibesiyle beni başka diyarlara götürüyordu.
Ait olmadığımı bilirken umutluydum onunla.
Oysa o tüm görkemiyle karşımda salınıyordu.
Ne ben var olabildim ne de yok olabildi.

Kanadı kırılmıştı bir gün, üzgündü.
Sevgiyle sardım yarasını, ürkmesin diye ellerinden tuttum nazikçe.
Gözleri bir avuç göle dönüşmüştü, o gölü kurutmak istedim.
Ellerime dökülen damlalarında acısını hissettim sanki bendim kanadı kırılan,
Ne ben uçabilirdim ne de o uçmamı isterdi.

Ağlamıyordu artık yerine yağmur yağıyordu.
Kenetlenmiş ellerimizle yükselen suya karşı koyuyorduk.
O daha da büyümüştü, yanında küçülüyordum gittikçe.
Ne istediğimi bilmek istemezmiş gibi geliyordu.
Ne ben büyüyebildim ne de o yerinde saydı.

Biriken sular beni yutmaya başlıyordu.
Onun sayesinde hayatta kalabiliyordum.
O daha da büyümüştü yanında olmak zorlaşıyordu gittikçe.
İstendiğini bilircesine sarıyordu benliğimi,
Ne ben terk edebildim onu ne de o bana izin verdi.

İkimiz de birdik yan yana göz göze.
Uykudan yeni uyanmış gibi bakıyordum ona.
Tüm çırpınışlarımı sel alıp götürmüştü sessizce.
Bana kalan yalnızca onun büyüklüğü olmuştu.
Ne ben bakabildim ona küçükçe ne de o beni o küçükçe gördü.

Belki olabilirdik, belki olabiliriz ileride.
Biz olsak da olmasak da, biliyorum ki o ben de olmaya devam edecek.
Ne vakit sonunu görüp başa döneceğim bilmezcesine,
Onu kendimden sakınan ben yok etmeyi bilemeyecek.
Ne ben ifşa edeceğim kendimi ona ne de o bana gelecek.

Sarışın Buğdayı Rüyalarımızın

Onu usulca ve kalemimi titretmeden çizmek isterdim.

Her ayrıntısını dökerdim kâğıdıma zihnimden akan siluetiyle,

Ona baktığımı görse de aldırış etmez dik durmaya çalışırdı ihtişamıyla,

Hayranlığımı elimin ucundaki fırçayla saklamak isterdim.

 

Mümkün değildi kâğıda dökmek onu tamamıyla,

Bittiğinde resmimi görmek isterdi haylaz merakıyla,

Hazır olmazdım daha çok yolum var derdim.

Beklerdi beni tek kelime etmeden bilgeliğiyle.

 

Başka bir tablo alırdım boyadan görünmeyen ellerime.

Dur demek isterken o yok olurdu bir anda.

İzlerdi beni göz ucuyla.

Gitmezdi anlardı endişelerimi kuşkuyla.

 

Sen olmak istiyorum demek isterdim.

Kendin ol demişti bir keresinde hiddetiyle.

Bu halinle, saflığınla en güzelisin, kendiliğinle.

Kendini kalıplara sığdırmaya çalışarak kirletme.

Bensiz ol ama ben olma, sen çok başkasın derdi.

 

O varken nasıl onun peşinden sürüklenirken bulmazdım kendimi.

Öyle bir yerde buldum ki onu ve kendimi.

Yokluğun ortasında varlığın resmiydik ikimiz de.

Onunla varlığın özünü paylaşıyorduk.

Polenlerimiz yayılıyordu etrafımıza ister istemez.

Biz ilk ve son özdük belki de bu yoklukta.

 

Beraberken bulduğumuz kuvvet, damarlarımızda ki kanı taşırıyordu.

Varlığı da gördük zamanla.

Yeni doğan bir bebek gibi kucağa alınmayı bekliyorduk.

Zor ama umutlu kılınan bir işi başarmıştık birlikte,

İnsanlığın güç barışını ve beraberliğini.

Önderliğin takibinin aşılmaz yolları aştığını görmüştük.

 

Ben kendimdim ama o bir izdi artık renkli sayfalarımın manşetinde,

Süslediğimiz yazılara yüklediğimiz anlam çarpıklaşan beyinleri ateşe veriyordu.

Çok güçlüydük ve mağrur aynı zamanda.

Ateşin düştüğü yeri yakacağını bildiğimizden temkinliydik.

Onun kalbinin artık atmadığını biliyordum ama o hep benimle yaşayacaktı.

Her kararımda ona soracaktım yolumun doğruluğunu.

 

Yaktığı meşaleyi hiç söndürmeyecek gibi,

Onsuzluğun ne demek olduğunu hiç bilemeyecek gibi,

Biraz da susarak onun engin bilgeliği karşısında,

Yine kendimi bulacağım, bıraktığım gibi.