Düğümcük

Tek bir düğümde çözülseydi keşke.
Ama ipin ucu kaçtı bir kere.
Hepsini toplamak zor.
Gittiği yeri görmek için bırakıyorum.
Onunla olan yolculuğumda,
İpler dolandı her yanıma.
Düğümcük oldular başta.
Sonra çözgüler uygunsuz bir açıda yakalandı.
Mahzen dibindeki şişede vardı, ipin sonu.

Utanmazlığın bu kadarı

        Yağ gibi üste çıkıp , tüm bilgi birikimlerini olağanüstüymüş gibi öne sürdükten sonra pohpohlanmayı bekleyen insanlar tanıyorum. Pes dedirtiyorlar ama onlara pes etmek yenilgi ve ganimet kaybı olarak görüldüğünden anında tepki vermek zorlaşıyor. Neden böyle diyor insan? Neden böyleler? Utanmaz oluşları insanlığa baş kaldıran dokunulmazlıkları mı yoksa ezelden beri gelen davranışın temsili mi? Onları anlamaya çalışmak zaman alıyor ve sonuç da vermiyor. Çünkü bu gibi insanların tutarsızlıkları da çokça. Baş etmek için sağlam bir kafa şart. Aksi halde kibritlerin alev alev yaktığı samanları söndürmeniz uzak değildir bu insanların yanında. Şimdi değinmek istediğim konu, utanmazlıklarının nasıl oluştuğu ve neden kaynaklandığı? Çok merak ediyorum, öğrenirsem ben de faydalanabilirim belki tecrübelerinden diyorum. Ama ne ala efendim!
       Dünyaya utanmaz olarak gelen insan yaşarken edindiği tecrübelerle, utancı hayatına kattı, bu doğru. Eğer böyleyse utanmamak doğal mı olmalı? Dünyaya ilk gelişimizi mükemmel davranış kalitesi olarak belirlememiz şart bu durumda. Peki bundan emin miyiz? Öğrendiklerimiz kadar öğrenmediklerimiz de bizi utanmaz edebilir. Utanmak beynimizin kişiliğimizle olan çatışmasında doğuyor ve bize bağlı nedenlerle artıp azalıyor. Hiç utanması olmayan insanların beyninde hasarlar olduğunu düşünmek yanlış olmaz o halde! Bu tür insanları sağ duyuya ve vicdan muhasebesi yapmaya davet ediyorum…

Gelir misin?

Ne desem gelirsin bana?

Ürkütmeden seni tutsam ellerinden,

Gelir misin umutla bakan gözlerinle?

Neşeni de getirir misin beraberinde?

İlk kezmiş gibi tanır mısın yüzümü?

Suskunluğuma yetecek kadar, gelir misin?

Konuşmadan, öylece, gitmeyecek gibi.