Kırmızı ruj

Seni istiyorum adına ne dersen de.

Ne yaparsan yap, delice istiyorum seni.

Tutkularıma esir olacak kadar,

Maziyi sineye çekecek kadar istiyorum seni.

Bunu bil, benim seni bildiğim gibi.

Hatırla sana olan arzumu,

Benim ol ilk şafakta.

Beraber yükselen göğe meydan okuyalım.

Çok az daha

Birazdan bırakacağım, bitmek üzere, son kalanları da halledeyim. Bitecek biliyorum. Damlayan son taneciğin can alıcı kıpırtısındayım.  Çok uğraştım, iyi olsun, beni endişede bırakmasın. Tavırlarını törpüleyip bana çeki düzen versin. Bırakalım birbirimizi, bu alışkanlık kötü sonuçlanmasın. Yaralanmadan savaşı ganimetle kazanalım ikimizde. Ona daha çok da verebilirim. Yeter ki şimdi değil, az sonra gitsin. Ben onu bırakayım böylece beni bıraktığında onu aramak zorunda kalmayayım. Bitsin gitsin, ardından su dökeyim. Az daha beklesin, çok az daha…

Legolar döküldü çantamdan

Nasıl oluyor da aniden hiç akla gelmeyen bir yere, beklenmeyen bir zamanda gidebiliyor insan? Anlam veremiyorum. İyisi mi, umutsuzluk oranı azalıyor, her geçen dakika karşılaşabilecek olayları düşünüp içinden çıkamıyorsun. Hep olmuyor tabii, bazen. Bir yandan da planladıkların için biriktirdiğin umutlar suya düşüyor ve sen orada boğulmak isterken, anlık hislerinin kölesi olduğunu fark ediyorsun. Hayat bu işte, belli olmuyor neyin ne olacağı deyip gelen fırsatları ya da fırsatsızlıkları hoş görmekten başka bir şey gelmiyor elden. Kabullenme şart yani.