On kala

Tecrübe denen bir şey var.

Benimde var öyle bir şeylerim.

Düşünen ruhum düşe kalka benimle.

İçimdeki delilik dışarı çıkarken kalemleri sivriltiyor.

Ölüme on kala yazılar süzülüyor.

Yazmalı biri bestesini cıvıldıyor.

Son dileğimi yazarken kuşlarla gidiyorum.

Törpü

Sessizliğimi bozmayacağım.

Ancak böyle yok olabilirim.

Ulaşılamayacağım.

İzin vermeyeceğim var olmalara.

Gülemeyeceğim bir süre.

Belki o da çıkaramaz beni buradan.

Evet kendime çok yükleniyorum.

Ama başka çarem yok.

Ölmek üzere olan birinin son çırpınışları bunlar.

Kör düğümlerimle kör etmek istemiyorum.

Umarsız takındım çıkarmayacağım.

Neşemi ucuz romanlara sunmadan.

Acımı da törpülemeyeceğim.

Beni bırakın hepiniz.

Ben de tutunmayacağım.

Yeniden tutunamayan olacağım.

Bisikletimin pedalları

Hani yok olsam gitsem ne güzel olurdu.

Kimseye haber vermeden, sessizce gitmek.

Gittiğim yer de var olmayan bir yer olsun.

Ölüm böyle bir şey mi ki?

Bu dünya bana göre değil anlıyorum.

Suyu bile sarhoş olma bahanesiyle içiyorum.

Anlamadan farkına varmadan yok olup gitsem,

Beni tutmasa kimse.

Bıraksalar da düşsem uçurumdan,

Yuvarlansam yokuştan,

Bisiklet sürsem öylece.

Unutmasam ne çıkar?

Bu zamana kadar neleri unutmadı ki bu kafa.

Yine unutacak dirense de.

Neyin kafasını yaşıyor bu kafa?

Neden bu kadar ısrarcı inadına inadına.

Geç gitsin, ömrün yetmez anlamaya.

Yalnızlık rıhtımında unutulan o olacak.

Yıka geçe unut, ha nasihatı geç dersen.

Onun da bir yolu var, unutmazsın olur biter.

Ruhunu makineleştirir, refaha erersin.

Unutulanlar ve diğerleri diye bir klasör açarsın kafaya.

Köklü devrimin unutmadıklarını yeniden yeniden.

Manavın baskülünde tartar bu kafa.

Bir silikte geç gitsin, uğraşma tümlerle.

Ayağını sıcak, kafanı serin tut.