Bayağı

Ukala abartılarımın baş zevcesi, şamdanın mumsuz harbiyesi.

Selametle varılan toprakların verimsiz ekiniyle göçebe olan,

Mirasların vasiyetine kurban giden kimsesiz taburcu.

Melul bakışlı, dalgın çepeçevresi riyakarlığı örtbas etmiş.

İncelmeler onu zayıflatmış, çehresi asılmış.

İhtiyar elleri, çektiği çilelere ayna tutmuş.

Bir önceki umudunda kaçırmış yüksek hızlı trenini.

Yelleri yadigar atkısını ele geçirmiş.

Ona kalan sade ve temel ihtiyaçlar olmuş.

Ey! Büklüm büklü kıvrılan ak saçlı garip!

Samanla beslediğin uzuvlara güç ver.

Dirilt yaban arazini, içtiğin su öğüttüğün aşla!

Hazin mazin orada dursun, dokunma.

Sen emeğinle yaşat her anını.

Bir gün

Bir gün çekip gideceksin diye ödüm kopuyor.

Sana da oluyor mu bu yitirme korkusu?

Gözünün önünde eridiğimi görünce dondurur musun zamanı?

Farkındalığını gizlemeden edepsizce akıtıyor kanını.

Mutluluğuma pay biçen sahtekarlar mahsullerini kaçırıyor.

Tepe taklak sevdalı kuşum dalıyor yaban tarlasına.

Sana da olsa bana olanlar,

Biçimsiz yoncalarla dört yaprak sayar mıydın?

Tırpanlara sefahat eden dalkavukların aşına,

Yüzü suyu hürmetine bandım ekmeğimi,

Suları kaynatan ateşe tuttum başımı,

Efkarım mutlu düşlerime kol kanat gerdi.

Minik eller

Pamuk şeker tutan minik elleri bıraktım.

Şüphesiz zalimdim ben.

İnsafsızlığı seyreden camekânların ardında ki,

Hüviyet coşkusuyla sokaklarda ki,

Kaldırımın taşsız çorağında ki,

Eller, soğuk katılıkta uzak minikler.

İsyanımla taş üstünde taş bırakmadım.

Nafile hizmetler tekerrür edecek.

Mağara ayıları misafir olacak evime.

Durgun ve kurak  köprüde bıraktım onları.

Yağmur damlalarını serper dedim.

İlk tufanda tutacaktım ellerinden.

Masum yüreklerine korunak yapacaktım.

Yer gök taştı, nice taşkınlar yuttu sözümü.

Kartoplarının savaşında göçük altında kaldım.

Torpağın üstüne çıkamadı kirli ellerim.

Mabedim dışa dönük.

İstemsiz korunaklar treninde ki hayalet.

İyi dileklerini sundu, minik ellere…

Sen olmayınca

Gözlerin geldi yine aklıma.

Söndü içim, sindi ağrıyan çatlaklar.

Sözlerin kulağımda esip gürledi.

Kokun sedef kabuğunda yayıldı.

Elden ne geldi, sen olmayınca.

Bir kaç kayıtlı anı ve hissiyatlar,

Yaşanmış ne varsa toplamı.

Yolunu gözleyen bir kalbin avuntuları bunlar…

Sahi uzun sürecek mi bana dönmen?

Sessizliğin ezeli donuk tenimde.

Değdiğin yerler acıyor, sen olmayınca.

Kibriti çaktım

Olmayacak bir hayalin izinde,

Paçalarıma bulaşan çamurlar içinde,

Gül kurusu kokan kitapların önderliğinde,

Bulunmaz sanılan koruları geçiyorum.

Rastladığım eksik hafızalarda,

Kuruması beklenen çoraplarda,

Anlaşılmadığını sanan insanlarda,

Nedenlerin sonuçlarına bağlanıyorum.

Aşk sarhoşu

Sarhoşum dostlar!

Onun aşkının çeşmesinde susuzluğumu telkin ediyorum.

Bana sunduğu tabak leziz yemeklerle dolu.

Ama ben perhizimle nefsimi sınıyorum.

Düşünmeden edemediğim zaman ve ben.

Her yelken fora derken ben el sallıyorum.

Mutsuzluklar başka nasıl uçup gider bilmiyorum.

Benimle olduğu sürece bu coşkuyu hissetmek istiyorum.

O yokken içkiler bile beni sarhoş edemez, seziyorum.

Kapısız ev

Bana beni anlatmayın.

Benliğim sizsiz de bana karşı duruyor.

Sevdalarınızı baş ucuma kondurmayın.

Uykularım yalnızlıktan donma noktasına geliyor.

Yeniliklere eskimeyen safkanınızı damıtmayın.

Zira tavan aralarında fareler cirit atıyor.

Asla demeden önce hata yapın.

Doğrularınız benimkilere süre biçiyor.

Azmeden maphuslara darılmayın.

Çünkü onlar bana özgürlüklerini veriyor.

Uğramak isterseniz buyrun.

Kapısız evim inşasını yıkıyor.

Şarkıların tınısı

Tüm hızıyla değişen dünyada, başımda dönen bulutlar iştahlı.

Manisiz davullar çalan kavalyemin sesi,

Tiz bir çocuk ağlayışıyla gümbürtü ateşinde.

Hislerimin kutup yıldızı, aklımın kavgasının üzerinde.

Tutunduğu dallarımın ağaçlarındaki testereleri bileyli.

Ah, rüyalarımın tatlı tebessümü.

Sinede parıltılar nükseden hülyalı adam.

Güzelliğin benzersiz çarpıcılığıyla vurucu.

Mırıldandığın şarkılar yekpare kıvamında.

Sualsiz gölgene iliştim çaresizce.

Kahraman pelerinimin kaygan kumaşı,

Sabahlara uyanmanın arzusunda.

Bir çift tomurcuk taç yapraklı,

Arıların cömertliğini sunduğu makamda.

Çomak sokulan diriltici bir aydınlanma.

Özledim

Özledim, yağmur tanelerinin cama üşüşüp gözlerimi buğulandırması gibi.

Sokakta yanıp sönen ışıkların kaygan yerleri süpürmesi gibi.

Demet çiçeklerin avluda mis kokarken polenlerini heybetle dökmesi gibi.

Özledim işte, çok ama çok.

Devasız ve yetim bir çocuğun sevgiye aç olması gibi.