Bugün de böyle geçti

Bugün kendime güvenmiyorum, her günü aynı yaşamıyorum.

Ruhumu suladığım saksılar güneşi kucaklamayı bekliyor.

Merakımı sığdıramadığım kutuları yırtıp atıyorum.

Meşguliyetim haddinde fazla,

İletişim çağında kopuk serüvende bir başımayım.

Ne gören var ne de bilen içimdeki derdi!

Gençlik elden gidiyor

Bastığımız topraklar küf kokuyor.

Hayalleri sıralanmış körpeler hınca hınç.

Ellerinde telefon dedikleri bir alet,

Gerisin geri kaçıyorlar medeniyetin lütfundan.

Atalarını birilerinden dinliyor.

Dinlemek nedir bilmeden eğleniyorlar.

Gelecek pamuk ipliğine bağlı,

Ecdadları mezarlarında ah çekiyor vurdum duymazlıklarından ötürü.

Kendi kültürüne yabancılaşmış.

Ailesiyle dahi iletişime geçemeyen bir nesil.

Dertleri ne onu bile anlamak zor.

Bir kısmıda gözü kapalı inancıyla,

Boğazına ipi geçirmiş, asılacağı günü bekliyor.

Herşey normalmiş gibi davranmak mı iyi?

Kargaşalarda mutluluk bulup aptalca gülmek mi?

Sefil hayatlara iç çekip başını çevirmek mi?

Sofrasında tuzu biberi eksik olmasın aman kimsenin,

Diğerleri bu adda kalsınlar.

Hiçliği öğrensinler şükür mecmuasında.

Bu ülkede çok önemli hadiseler vuku buluyor. Her gün yeni canlar hayat bulup, ölümlerin arkasından yaslar tutuluyor. Pes etmeyen ve çoğalan yurdum insanları birlikte aynı havayı soluyor.

 

Ben sadece

Bir delilik nefes alıyor, siz duyamazsınız. Bana has, ezgisiyle yaşamı parçalara ayırıyor. Kesik kesik çizgiler koltuğumun üzerinde. Dinlenmek imkansız gibi, geceler uzuyor. Yorganım saramıyor bedenimi, boşluklardan nefes alıyorum. Kalp atışlarım bana zaptedemediğim delilği duyuruyor. Ona dokunmaya korkuyorum, cesaretle çekinerek. Sabah olunca gidecek diye umuyorum. Yoksa dar boğazım yutkunamayacak.

Çok gerçekçi

Sesim duyuluyor mu ışık geçmeyen duvarlardan?

Titrek bedenimi sarsam battaniyenin keçesiyle.

İtmeden gitmeyen ömrüm yalvarsa tüm çaresizliğiyle?

Sefil çılgınlığımın gördükleri cinayet davasının kapanmamış dosyasında.

Tek bir ismi çağırsam ruhumun sanılarının bahtiyarlığıyla?

İşe yaramayan öteki yanım gayrı mapus parmaklıklarda.

Top yekun azapta huzura ermeyi bekleyen …

Kavgalı

Oynamıyorum seninle, bıraktım ipin ucunu.
İstediğin yere ve zamana gidebilirsin, bensiz.
Son verdiğim çatışmada, mücadele etme.
Anlamasan da boş ver ya da anlıyormuş gibi yap.
Sana kalmış kararlarına, beni karıştırma.
Ben yeni bir oyuna başlayacağım tüm endişelerimle.
Senle gelen bana dur deme vakti, sen gitmeden önce.
Kazanan yok ama ısrar edersen, sen ol beni yok say.
Pas geçtiğin ara sokakların ışık süzmesi gibi davran bana.
Gökkuşağı çıksa da, sen boyama ellerimi.
Sessizliği bozmadan uykumdan uyandır beni.
Dişimi sıktığım geceler de karşıma çıkma.
Tutmadığım ellerinle bana el sallama.
Vedanı samimiyetle heba etme.
Oyunsuz sade hayatında temiz bir sayfa aç.
Ben yeni bir oyun için perdeler önündeyim.
İzlemeye gelme, biletler satılmıyor.
Çok zor değilse boş ver.
Ölümcül ise gel bul beni, eski benin orada.
Yerine karar verdiğim şu dakikada.
Saygılarını taziyelerinle sun bana karşı kıyıda.

Yoksun insancıklar

Farazi ayrılıklar fazlaca kabartılı; masanın solan ışığında feri sönmüş gözler, budala kahkahalarına bir yenisini daha eklerken, kıt anlayışların olağan üstü konumunda hüküm sürüyorlar. Divan toplantısının vakti geçmiş bile. Geç kalınmış dualara şükür ediyorlar. Alfabede son sıralara denk gelen gölgeleri, ışığa hasret ve düşmanlıkları ebediyet avansı.

En özel

Yapış yapış değil, sevgi güvenle doğaçlamayı inandırıcı kılıyor.
Yıllandıkça tat alan şaraplar gibi vakit buldukça artıyor yoğunluğu.
Umursamadan lafın nereye varacağını, uçarı coşkunlukların mutluluğu gülümsüyor.
Tek üzüntüm sana hislerimi anlatamamak olurdu,

Duyan kulaklarına haykıramadan içimdeki sessizliği.

Sadece yanında doyuyorsa ruhum, senden başkası kim’se?

Sonrasının önemini kaybettiği çekim gücüyle uzaktan da olsa hayal edeceğim bir rüyasın.

Mehtapların ışık atışmasında kalkan olup mermileri savuruyorsun.

Benim için olan benden bir parçasın sen, pişman olmadığım mucizenin biriciğisin.

Tutuksuz ve zahiri kapanında, sonsuzluğunun ümidinde bakiyim.

Harici ve anlamlı bir detay da saklısın sen, çocuksu kumbaramın yadigarısın.

Tek üzüntüm hislerimi anlamaman olurdu.

Göremeden kalbimdeki özel yerini.

Yaslandığım minder

Kulağında aralıklarla fısıldayacak hoş sözlere sahibim.

Tarihi mazide bırakacak birikimler var elimin altında.

Senin zaferin, ganimet getirmeyecek olduğu halde marşlar besteliyorum.

Emrine amade olacak yüreğim sineye çekiyor sensizliği.

Kumlarla taşan deniz kabukları yaşlanıyor.

Öncesi gibi değil kıvılcalarım.

Daha muzdarip ve muzipçe bakıyor masalına.

Yeniden aydınlanmanı isterdim.

Sadece benim karanlığımı ışıldat.