Yoksun insancıklar

Farazi ayrılıklar fazlaca kabartılı; masanın solan ışığında feri sönmüş gözler, budala kahkahalarına bir yenisini daha eklerken, kıt anlayışların olağan üstü konumunda hüküm sürüyorlar. Divan toplantısının vakti geçmiş bile. Geç kalınmış dualara şükür ediyorlar. Alfabede son sıralara denk gelen gölgeleri, ışığa hasret ve düşmanlıkları ebediyet avansı.

En özel

Yapış yapış değil, sevgi güvenle doğaçlamayı inandırıcı kılıyor.
Yıllandıkça tat alan şaraplar gibi vakit buldukça artıyor yoğunluğu.
Umursamadan lafın nereye varacağını, uçarı coşkunlukların mutluluğu gülümsüyor.
Tek üzüntüm sana hislerimi anlatamamak olurdu,

Duyan kulaklarına haykıramadan içimdeki sessizliği.

Sadece yanında doyuyorsa ruhum, senden başkası kim’se?

Sonrasının önemini kaybettiği çekim gücüyle uzaktan da olsa hayal edeceğim bir rüyasın.

Mehtapların ışık atışmasında kalkan olup mermileri savuruyorsun.

Benim için olan benden bir parçasın sen, pişman olmadığım mucizenin biriciğisin.

Tutuksuz ve zahiri kapanında, sonsuzluğunun ümidinde bakiyim.

Harici ve anlamlı bir detay da saklısın sen, çocuksu kumbaramın yadigarısın.

Tek üzüntüm hislerimi anlamaman olurdu.

Göremeden kalbimdeki özel yerini.