Aptal aşık

Hisler aptalca olamaz. İnsan bir dönemler hislerinden emin olamayabilir ve mantığına başvurur. Çünkü hisleri henüz mantığına karışmamıştır. Ama bir dönem sonra mantık dediği şey vicdanıyla birleşir ve hisleri onu yönetir olur. Ve durumlar karıştığında hisler mantıkla teselli bulmak isterken, insan bunu reddeder ve hislerinin budalası olmayı yeğler. Bir zamanlar uğraştığı temellerin sarsıldığını görmek istemez. İçindeki ferahlığa inanır. Ama olan şudur ki, mantıksızlık devreye girmiştir. Uyumsuz kalp-beyin mekanizması bencilliğe açılan yolda süpürge görevi görür. Süpürülen ise bir kabullenişin ve iki sualin kalıntıları olmuştur. İstenç yönergesinde kurtuluşun adresidir, fikirlerin sanatı…

Tarihin oyunu

Yıl bilmem kaçtı, vurgunlar fenaydı. Çekilen çilelere ise diyecek yoktu. Tarih kurcalandığında insanların isteklerinin değil yalnızca elde edecekleri şeylerin değiştiği görünür su üzerinde ama yansımalar her zaman daha öndedir. Bu yüzden olsa gerek, arkada kalan ıstıraplar tekrarlanır, tekerlekler aşınır. Yenileri hazırdır, emirlere amededir. Emir alanlar, onlar da birey değil midir? Bireyle devlet arasında yapılan anlaşmaya göre hak ve hukukun kabul görüp, üstünlüklerin nidalarla mühürlenmesi üzerine eşitlik gelmemiş midir? Peki bu sınıf ayrımları, adaletsizlikler kendiliğinden mi oluştu? Hepsini insanların ahmaklığına ve tembelliğine yüklemek mi doğru olan? Kabullenmekle başladı her şey, sonu gelmeyen diziler devam etti arkasından. Tarih hep aynı kozlarla yüz yüze geldi. Açlık çeken minnettar ve aşırı doygun aç gözlü insanlar; eşitlik bir hayal gibi görünüyor.