Kayıp diyarların güneşi

Bir yerde kaybolmuştu.

Ya o sokak lambası titrek ışığını esirgemişti ondan,

Ya da onun içindeki ışık karanlığa gömülmüştü.

Bir şekilde dolanmıştı bağları.

Bastığı toprak mı taş mı anlayamadan,

Düşüvermişti kaldırım kenarına.

Elini uzatan olur diye ceplerindeki delikleri gizlemişti.

Savrulan aklı başında olmadan,

Hayatını tanımlamıştı yaşadıkları.

Bir yerde kaybolmuştu.

İzini belli etmeyi seçmişken hem de.

Yetmeyen algı buketindeydi kokusu.

Alıp vermeden ışığını bırakmıştı.

O yerde tekrar bulacaktı kendini,

Öyle inanıyordu.

Ayaklarını yüreğine teslim eden,

Kanatsız kuşlar söylemişti ona sırlarını.

Gizemi sevmese de inanmıştı.

Ya kaybolduğunu sanıyorsun diyen birini bekliyordu

Ya da onun kaybını anlayan birilerini.

Kaybolmak böyle bir şeydi işte.

Yönler pusluydu sökmeyen şafakta,

Bir yerde kaybolmuştu.

Soru sormadan kabullenmişti.

Bitti demeden bitirmişti.

Bir salak her zaman salaktır

Baktığı yön, saatin bozuk ibresinde takılmışken;

Düşünmeyi bıraktığı zamanı arar gibiydi.

Tamir etmeden nazikçe bıraktığı

Kendisi, kum saatinde süzülüyor gibiydi.

Biri ya da birşeydi istediği, unutmuştu.

Şimdi tüm gücüyle deniyor gibiydi.

Öyle inanıyordu ki bulacağına,

Başka bir zamanda yaşar gibiydi.

Yıllar geçse de umrunda değil gibiydi.

O neyse oydu, her zaman öyleydi.

Kim ne derse desin, çok güzeldi.

 

 

 

Mutsuz son

Defalarca sildim, tekrar yazamayacak gibiydim.

Bitti diyerek baktım.

Hapsolduğum sensizliğe,

Gururumu es geçmeden yanıma aldım.

Sonu olmayan yarım bir hikayede,

Tüm sayfaları karaladım.

Çok denedim, değişecek gibiydim.

Başa dönerek izledim,

Yüzündeki kayıtsızlığı.

Hüznümü belli etmeden gülümsedim.

Oyunlarım anlaşılmadan ben,

Kaçmayı seçtim.

Mutsuz sonda seni bulmak istemedim.