Ölüm siler mi yaraları?

Nazikçe anıldı ağıtlar, ölen faninin ardından

Bulutlar karartıda yağmuru işaret ediyordu, sabahtan

İnsanlar ağlarken bir avuç nem kokuyordu, topraktan

Sessizlik aydınlatıyordu hırs küpü kilitli yürekleri, ışığından

Bir feryat kopmaya yelteniyordu gidenin ardından

Nihai anlam ortaya kurulmuştu, en baştan

Tövbeler artıyordu duaların ardından

Korkuları ıslananlar, yarasız mıydı ki anasının karnından

Tek bir gerçek ve gerisi boş gelen bir mazi kalan onlardan

 

Hayat beni değiştirdi

Direndim. Kendimi bulmuştum çünkü. Bırakmak istemedim. Ama sadece ben değildim. Bunu fark ettiğimde, başkalaşmıştım. Empati kurmak beni törpülemişti. Sonrasında sadece demeyi bıraktım. Zor oldu, başarısız oldum, yenilgiler aldım, mahcup oldum. Tekrar geçtim aynanın karşısına. Gururum karşımda duruyordu. Gülen mahzun bakışlarımla ona elveda etmek isterken, sadece demek istedim. Bir insan vardı baktığım ama tutamadığım, onun için sadece demeye devam ettim. Anlaşmalı bir sükut haliydi sözde usulca. Bir ben vardı ondan beri, sonrası direnişten ibaret. Değiştim mi? Evet, belki de uyum sağladım. İçimdeki çocuğu koruyarak yaralandım. Kimler gelip geçecek daha bilemiyorum. Yalnızca kendimi bilmek, umutlar vaat ediyor bana. Başkaları için karşı kıyılara yüzmeden, hayalperest bir yaşantı dilerken. Sona geldiğini sanıyor ya insan her acının sonunda, o iş öyle değil. Hep bir yenisi geliyor. Zamanım dolana dek bulduklarımı ve değerlerimi yücelterek insan olmak umudum, sonsuzlukta…

Gitmek isteyen sensin

Gideceğin gün gelecek bir gün,

Yavaşça özümseyerek seni

Durdurmaya gücüm yetmezken,

Kafana koymuşsun bir kere

Uçup kanatlanacaksın benden uzaklara

Ne yapabilirim ki şimdi sana tutunmaktan başka

Konuşmaların bana ulaşamayacak kadar uzakken

Ha bu gece, ha ötekisi derken gideceksin

Sezerken tutuyorum iliğinden

Çözülmeden git, yoksa düğümlenecek herşey