Kanadı kırık kuş

Fark edilmem sanmıştı ürkek kuş,

Karşı ki tepeden cıvıldarken göklere.

Tekrar incinmem sanmıştı, uçamadıktan sonra.

Aynıydı diğerleriyle, çaydaki şeker gibi erimişti.

Benliğine dokunmayalı geçen günlerce.

Gittiği yeri umursamadan gerisini görmezden gelmişti.

Eskiye dönmeydi diliyordu aslında.

Dinlenmeyen hırslara kelepçe vuramıyordu.

İstediği gibi olmuyordu.

Kanatları iyileşeli olmuştu epey,

Ama o uçamayacağına inandırmıştı kendini.

Şimdi gökler ona uzak geliyordu.

Tarih sayfalarında

Atatürk’ü düşünüyorum, gözlerim doluyor. Bu bağnaz gericilik karşısında nutkum tutuluyor. Yalnızca onu anlamaya çalışıyorum. Onun nasıl bunaldığını, insanların görmez gözlerini gördükçe daha iyi anlıyorum. En çok onu anlamak istiyorum. Yolum diğer insanlarla kesişmesin diye başka yönlere bakıyorum. Atatürk’ün tersine ben hemen vazgeçiyor, o daha zorlu şartlarda yılmazken ben laf anlatamadığım bağımlı bir kalabalığa baktığımda bu ülkeyi terk etmek istediğimi kavrıyorum. Gittikçe anlaşılamadığım ve anlayamadığım insanların arasında yok olmaktan korkuyorum. Özgür görünen ama kaskatı gerilen iplerin halkasında nefes almaya çalışıyorum. Abartmıyorum. Bu ülke tarihinden ders almayarak can çekişiyor. Hoşgörüden uzak, din adı altında yapılan yenilikler iyilik doğurmuyor. Atatürk’ü düşünüyorum. Yeniden umutlanıyorum. Onun yaydığı ışığın hiç sönmemesi için düşünen, buna cesareti olan insanları bulmak istiyorum. Toplumun o kadar da örümcek ağlarıyla yırtılmadığını temenni etmek son çare gibi görünse de, ben sırf Atatürk için bile olsa çaresiz olmak istemiyorum. Gelecek nesillerinde bu buhranda tomurcuk açmaması için bir fidan da ben dikmek istiyorum. Bu yüzden tarihi daha da inceliyorum ve nice Atatürk’ler görüyorum kendi zamanına göre. Hepsi insanlarının özgür, eşitlikçi ve sömürge yapılmayan bir düzende yaşamasını istiyor. Ama şimdi olduğu gibi bunun zıttını savunan insanlar da hep var. Kimi zaman saldırıyorlar, kimi zamanda katı kurallarla çeviriyorlar geçitleri. Hep bir zorunluluk var, döneme ayak uydurmak değil, eski bir takım kurallara bağlı kalmak nedeni tam bilinmese de. Koşulsuz şartsız inanışla zehirlenmiş fikirlerin kötü duygulara dönüşmesi sonucu düşmanca tavırlar var. Ama her kurtuluşun ve refahın sonunda da pes etmemek var. Atatürk’ü düşünüyorum, demokrasiye güvenmek istiyorum.

Mahpus

Belirsiz hapiste,

Tutmuşlardı beni her yanımdan.

Kaçacak yer kalmamışken salıverdiler,

Zindanın orta yerine.

Kimsiniz diye soramamıştım daha.

Düşündüm, hem de çok.

Geçmişi, gelecekleri.

Sonuca varamadan başlangıca saptım.

Beni kovalasınlar istedim.

Alışmaya beceremediğim bir rutinde,

Elden ne gelirdi ki ben de birey olmuştum.

Her gün soluksuz yaşadığım,

Kaçmanın faydasız olduğu düzende

Sevmeyi dilemiştim bir çırpıda.

Silinirken hayallerim gün be gün.

Sitem

Umut etmiştim çok istemiştim. Yapacağıma çok inanmıştım ama olaylar benden izinsiz gelişmeye başladı. Yakalayamadan tutuksuz yargılandım ağır meçhul kırıntılarda. Pes etmek istedim bu kez, korkak olmak istedim. Ancak korkak olmayı beceremedim yine de atıldım umudu tükenen fidan köklerine. Bir dokunuşla sihrimi yayacakken yılların geçtiğini fark ettim. Umduğum ve bulduğum ben öyle ayrı düşmüştük ki. Yeni umutlar besledim, herhangi biri ya da şeye değil. Emindim bu kez fidanlarımın çiçek açacağına. Olmayacak gibi görünüyor, elimden bir şey gelmiyor. Sihirli tozlarım düzeltmeye yetmiyor. Tek başına olmuyor.

 

Koca gün

Koca gün geçmiyor bazen.

Özgürlüğün ağır geliyor yüklü kalbime.

Zorla değil masumane olsun gülüşlerin.

Bir masal vardı okuduğum.

Yıldızların dağılmadığı bir geceden.

Bir ses duymuştum derinlerden.

Sandım da yandım bazen.

Sensiz geçemiyor günlerim.

Manasızca konuşmadan, sessizce.

Aldığım biletlerle koleksiyon yapıyorum.

Bir şehri her terk ettiğimde bitecek sanırsın ya.

Bir umut bir yaşam kavgası benimki de.

Anladığım ve anlaşıldığım insanlarla avutuyorum kendimi.

En güzeli seni anlamakken, yapamıyorum.

Bir çırpıda kesilirken kağıtlarım.

Tutamıyorum ellerinden.

Yanık türkü

Uyumadan önce dinle hikâyemi,

Sevgiyi bilmeyen insan.

Mutlu sonla bitmedi diye hayıflanma.

Resmettiğim dünyayı duy, gülen gözlerinle.

Fırçam darbelerini savururken sana sana,

Tut ellerimden sıkıca.

Bildiğim tüm güzellikleri yaşatayım sana.

Bensiz de yaşamayı bil, mutlu sonsuzlukta.

Ama uyuduktan sonra unut hikâyemi.

Beni uyku perisi say da öyle unut.

Dağ başı

Hüznü bulutlara verip yağan yağmurda ıslanmak isterdim,

Umutsuzluğu hiç sormadan dinlemek ve uyumak yaşlı bir ağacın altında.

Gölge eden yaprakları incitmeden güneşin saçlarımı okşamasını isterdim,

Nefretin ve terk edişlerin olmadığı gülen bebeklerin yanında.

O yerde kalıp, sonrasına dönmemek isterdim,

Karların eridiği ama sevginin yaşatıldığı yüreklerin ateşinde.

Ve yalnızlığımda saklı kalan bir beni severdim,

Rüzgârlı tepelerin ferah varoluşçu havasında.

Emekçi sınıfı

Her şeye rağmen yaşamak,

Belki de en zoru bu.

Kurşun adres sormazken.

İnadına çalışmak yorgunluktan tükenene dek,

Çocukları düşünmek günün sonunda.

Ve öyle umut etmek geleceğe dair.

Kara toprağa düşen çiçekleri sulamazken,

Her yarın için bugünü yaşamamak.

Soluk tenli güneş görmeyen emekçi işçiler gibi.

Sıkı sıkı, bırakmadan zamanı sezilen korkulara.

Her şeye rağmen inadına, hesap sormadan.

Umudun en büyük nimet olduğu yarınlara doğru.

Uzun bir ara

Yıllar boyunca bir şeyi aradım hala da arıyorum ama ne olduğunu bilmiyorum. Bazen bulduğumu sanıyorum da öyle ayılıyorum. Hani kuşlar geçer ya gökyüzünden hep birlikte, yalnızlık sarar seni o anda tüm hiçliğiyle. Birini arıyorum, nesneler istediğimi vermediği için. Canlılık arıyorum, huzura erdiren bir sıcaklık, hayatı anlamlandıran bir cümle. Ben aramazken bulmak istiyorum onu, bulduğumda da kaybetmemek. Aslında toplam kaç taneler bilmiyorum ama birini bulmuştum. Neredeyse emindim buna. Ancak kaybetmek de oyunun bir parçası olsa gerek. Yeri boş kalacak daima… Öylesine bir şey değil aradığım. Bulacağım da yok bu gidişle. Belki diyorum belki gitmeden bu dünyadan bir şey daha bulurum, yaşama dair; nedensiz yere beni duygulandıran bir şeyi.