Dağ başı

Hüznü bulutlara verip yağan yağmurda ıslanmak isterdim,

Umutsuzluğu hiç sormadan dinlemek ve uyumak yaşlı bir ağacın altında.

Gölge eden yaprakları incitmeden güneşin saçlarımı okşamasını isterdim,

Nefretin ve terk edişlerin olmadığı gülen bebeklerin yanında.

O yerde kalıp, sonrasına dönmemek isterdim,

Karların eridiği ama sevginin yaşatıldığı yüreklerin ateşinde.

Ve yalnızlığımda saklı kalan bir beni severdim,

Rüzgârlı tepelerin ferah varoluşçu havasında.

Emekçi sınıfı

Her şeye rağmen yaşamak,

Belki de en zoru bu.

Kurşun adres sormazken.

İnadına çalışmak yorgunluktan tükenene dek,

Çocukları düşünmek günün sonunda.

Ve öyle umut etmek geleceğe dair.

Kara toprağa düşen çiçekleri sulamazken,

Her yarın için bugünü yaşamamak.

Soluk tenli güneş görmeyen emekçi işçiler gibi.

Sıkı sıkı, bırakmadan zamanı sezilen korkulara.

Her şeye rağmen inadına, hesap sormadan.

Umudun en büyük nimet olduğu yarınlara doğru.

Uzun bir ara

Yıllar boyunca bir şeyi aradım hala da arıyorum ama ne olduğunu bilmiyorum. Bazen bulduğumu sanıyorum da öyle ayılıyorum. Hani kuşlar geçer ya gökyüzünden hep birlikte, yalnızlık sarar seni o anda tüm hiçliğiyle. Birini arıyorum, nesneler istediğimi vermediği için. Canlılık arıyorum, huzura erdiren bir sıcaklık, hayatı anlamlandıran bir cümle. Ben aramazken bulmak istiyorum onu, bulduğumda da kaybetmemek. Aslında toplam kaç taneler bilmiyorum ama birini bulmuştum. Neredeyse emindim buna. Ancak kaybetmek de oyunun bir parçası olsa gerek. Yeri boş kalacak daima… Öylesine bir şey değil aradığım. Bulacağım da yok bu gidişle. Belki diyorum belki gitmeden bu dünyadan bir şey daha bulurum, yaşama dair; nedensiz yere beni duygulandıran bir şeyi.