Gönlüm

Martıların terk ettiği bir denizde, kayığıyla dalgalara göğüs germiş. Beni bekliyor. Az sonra durduracağım hüznüne veda ediyor. Nasır tutmuş avuçlarımda kederli günlerinin izleri, çılgınca bana kafa tutuyor. -Mış- gibi kararan hava, soğuğunu yüzümüze dokundururken, anlayışsız benekli denizciye bakıyoruz. Fenerin adresini çıkarını hiçe sayarak emanet ediyor, ellerime. Ben ve kendim kalıyoruz sadece martıları hayal eden…

Züğürt tesellisi

İdeallerin, hayat kaygısına baskın çıktığı günlerden yine bir gün,

Hava hafif küskün, dalgalı sislerde saklı.

Yarın için kalkan trenlerin rayları titreşiyor,

İstemelerin olamadığı yüksek iradeli bir hat geriliyor.

Asıl bilinen unutulmak üzereyken, saldırılar artıyor.

Biriktirilen ezilmişliklerin altında silik kağıt parçaları,

Yüz karası insancıklara iyileştirici görünüyor.

Alnı ak, gönlü dikili insan anlayamıyorken; duruyor.

Bildiği gerçeklerin uzağında bir çobana rastlıyor.

Gelip geçmeyen doğruluğa hasret, semaya dalıyor.

Son kez hakkını vererek şerefini kurtarma arzusunda,

Kirli kağıt destelere basarak yolunu açıyor.

Onlara muhtaç olmadan, yorulmadan son kez direniyor.

 

Bir çift göz

Bir insan, değişmeyen hevesin verdiği tutkuyla mezarlıklarda çiçek açtırıyor. Değeri paha biçilemez; çöller boyunca susuz kalıp, ırmaklarda uyandırıyor. Nefesi hayat dolu, varlığı yadsınamaz, yakınında olmak canlandırıyor. Kesikli, göçek taşları yerli yerine bırakıyor. Öylece durduğunda bile en güzel resimleri kıskandırıyor. O, değeri henüz anlaşılamamış bir aşk mabudesi. Engin çayırlarda çiçek açan, masalsı sezgileriyle güzellikleri heceliyor.

 

Sebebinden

Yorgun saatlerin son bulmasını ister gibi, çıkıveriyor karşıma.

Bozulmuş radyo kanallarından sıyrılıp yaylalara gidiyorum.

Ay ışığının gece yarısında dansına eşlik ettiğini görünce,

Uzaklar yakınlaşıyor, emektar ellerim ona uzanıyor.

Güzel bakan gözleriyle geceyi aydınlatıyor.

Nedenimi bulmuş gibi tek başıma gülümsüyorum.

İnsanlık keşmekeşi

Anlaşılması güç sözlerinizle çığlık çığlığa kahroluşun yanılgısını yaşıyorken, siz; sağır ve dilsiz olduğunuzun farkına geç varacak olsanız da, hala umut ediyorsunuz. Kendinizden parçalar taşıyacak nesillerin oluşma ve yaşama ihtimaliyle yürekleniyor, vakti unutarak yaşlanıyorsunuz. Hatırladığınızda, parçalarınızı miras bıraktığınız türlerin hiçbirinde sizden eser kalmadığını görmek ve geridekilerle yetinememek yanılgınızı somutlaştırıyor. Hep yaptığınız gibi bir bahane bularak yıllara sığınmak istiyorsunuz. Açıkça değilde gizlice, tatlı rüyanızdan uyandırılmadan insanca yaşamak istiyorsunuz. Mutluluğun dili sağırlık olmuşsa da, dilsizliği seçiyorsunuz.

Ben sensiz

Beni sevmeye çalışma adam,

Her zorundalığın içimde ukde bırakıyor.

Beni merak etme,

Sen yokken de hayat yaşanıyor.

Terk edemediğin yokuşta ikimizi de sallandırma.

Dudaklarımızdan öteye geçemeyen adımlarımız da,

Sana dokunan ellerimi titretme.

Seni düşünen bulutlu hayallerimi alma benden,

Hatıralarını saklamamdan esef duyma.

Mümkünse beni hatırlama da.

Köşeden dönünce, yalnızlığın ağır basınca,

Sevgimin büyüklüğüne tutunma.

Başkalarına şans veremediğim de kendini yüceltme.

Sana kucak açmış kollarımı bağlarsam, dönme.

Acı çektiğimi görmek seni incitmesin.

Bana acıma, beni sevmeye çalışma.

Ben seni tarifsiz bir aşkla severken, bunu yapma.

Kucaklaşma anı

Değişen insanlar, değişmeyen acılar ya da tam tersi. Aynı olmayan şeyler var ve bunları ne zaman takip etmeyi hatırladım, şaşıyorum. Çocuk-yaşlı, kadın-erkek, anne-baba ile hepsinin aynı çatı altında değişimleri, duvarlara sinen kokularda saklı. Açık olduğu halde kapalı görünen betimlemelerin resmettiği tablolara bakıyorlar hep beraber.