Hilekâr

Başıma ağrılar giriyor, yastık sert yastık acımasız.

Dağlar kadar sıkılmışım, arpa boyu yol alamadan.

Susarken aldanmış, tutkunken kenetlenmişim.

Sular acı, sular sualsiz.

Bir dertten kaçarken üçüne rast gelmişim.

Gözlerim sımsıkı, kapanmıyor; boşluklarından akan yaşlar kaskatı.

Göğsüm daralmış, aldığım nefesler hep ben de.

Yüzyıllar kadar sıkılmışım, uyutmayan gölgelerden.

 

 

 

 

 

Ufuk çizgisinin müjdesi

Sonbahar yaprakları çatıdan hücum ederken,

Bir çift göz ve tarifsiz bir tebessüm ile

Düşlerini bırakan bedevi hayallere dalıyor.

Toz bulutunun resmettiği gökyüzü kırıntıları bağrındayken,

Yeşeren köksüz ağacın zirvesine tırmanıyor.

Son halkası solmuş bitap haldeyken,

Sarsıcı kararsızlığıyla derin bir çekiyor.

Ellerini donduran çarpıklıkla eğlenirken,

Gizlediği hüznüyle aslında alay ediyor.

 

Ruhum bensiz uçuyor

“Che poco spera enulla ciede”-Hiçbir şey istemeden çok az şey uman.

Şımarıklık yapmıyordu, savunduğu değerlerin ona kattıklarıyla yalnızlığını örtüyordu; masanın kıvrılan kenarından başlayarak. Rol yaptığını söylerken, samimiydi. Aldattığı diğerlerinden farklı gördüğü gözlere, derinden inanıyordu. İyi biri değil, kendisi olmak istiyordu. Varlığının dünyaya katacağı anlamı öğrenmek, belki de en büyük amacıydı. Elinden geleni yaptığı zamanlarda, renkleri soluklaştıran sıfatına engel olmuyor bilakis; dalgalanan gölgesine umutla el sallıyordu çünkü egosuna yenilmeden tatmin olmak istiyordu.