Kabuslarımdan

Tek başına yaşayabilir miydi insan? En çok ihtiyaç duyduğunu bırakınca ne olurdu ona? Yaşayan bir ölü olacaktı. Ve bunu yaptı insan. Kendine yetmeyi dileyerek, umudunu bıraktı. Umutsuz kalacağını bilerek, yaşamayı seçti. Sonrasına diyecek sözü olabilir miydi?

Asla

İddialı ve bir o kadar cesur görünen asla kelimesine rağmen, kararımın arkasında duruyorum. Çok düşünmeden ve ilk aklıma gelen insanı seçiyorum. Rengarenk, ışık saçan bir tarlanın mahsulleri o benim için. Sayısız yazımın baş rolü. Yanındayken ifadesizce kaldığım ve sadece demeyi öğrenebildiğim biri. Yol arkadaşım, umut ışığım, ilham kaynağım. Bütün ithafları sıralasam da yetmeyeceğini düşündüğüm biri o. Ciddiyetin ya da ciddiyetsizliğin sınırında bulutlara dokunan ruhumun suya düşen yansıması. Arzularımın boşluğunda kalmış, gittiğinde sayfalar dolusu hüznü çağıran hasret ekini. En beyaz masumiyeti getirin aklınıza, o daha da masum. Terk etmektense terk edilmeyi seçen vicdanı var saf duygusunda. Onsuz geçen günler tepkisiz, sancısız; sakinliği gizlice tufanda devrilmiş. Derin bir sığınağın yırtılan teni gibi, berrak ve hüzünlü. Gözlerinin yerine kararlı ve aldırışsız sessizliği geri dönüşü tazeliyor. Gülüşünü ve kokusunu unutmadan, orada olduğunu bilmek huzur verici. Parmak uçlarımdaki soğukluğu alıp yerine şefkatli sıcaklığını veriyor. Ruhum asaletini bozmadan yaşamaya ant içiyor. Hayallerle bezeniyorum karanlık anlarda. Abartmak değil, benimkisi. Yaşayınca anlaşılabilecek bir duygu seli bu. Zamansız ayrılışlar, ölümü bekleyen sessiz haykırışlar son buluyor, biçare kabullenince mevkufiyeti.