Üniversite yılları

Ciddiyetle başlamıştı; bize anlatılan ve öğretilenlerle anı yaşayacak duygulara sahiptik. Dost canlısı arkadaşlarla yabancılaşma sorunsalını da hallettik zamanla, geriye dersler ve sınavlar kalmıştı. Ama içimizde büyüyen endişeler ve biz burada ne yapıyoruz sorularına yanıt bulamıyorduk. Çözümsüz kaldıkça da arkadaşlarımıza sarılıyorduk, onların şefkatine ve zamanı değerli kılan desteklerine. Araya yazlar girdi, kışlar sonnbaharları izledi. Sinirleri yıpratan anlamı kaybolmuş derslerle biz de uzaklaşmaya başladık. Herkes farklılaşıyordu. Büyümek ağır basıyordu. Engellenemez bir varoluş düzeniydi bu. Ayak uyduruyorduk, gün sonunda ettiğimiz kısa sohbetlerdeki saçmalamalarımız yeterli oluyordu. Etkili yıllardı; beni ben yapan yıllardı. Kaybolduğumda o anlara geri dönüyorum ve kendimi buluyorum. İnsanların çoğu hayatı boyunca bulamıyor kendini. Şimdilerde kaybolmuş olabilir miyim diyorum ama sanmıyorum çünkü o insanlar hala benim birlikteler.

Ne mutluyum ki onlara sahibim, ne mutlu ki beraberken yalnız değiliz!

Seni sevmemin 10 sebebi

  1. Kararlılığın: Yüksek bulutlara şimşek çaktıran cinsten.
  2. Hayallerin: Şimşeklerin yıldırımlara teslim olması gibi.
  3. Masumiyetin: Yağmurun sakinleştirici etkisiyle uyutan tatlı bir rüya.
  4. Barışçıl oluşun: Dinen yağmurun oluşturduğu göletlerden birine battıktan sonra çamura bulanan ellerin için bulutlara teşekkür eder gibi.
  5. Hassaslığın: Kendin yerine ıslanmış yavru hayvanları düşünür gibi.
  6. Çalışkanlığın: Yıldırım düşen evleri yeniden inşa etmeye yetecek kadar.
  7. Nezaketin: Bir avuç suya hürmet etmenin ötesinde.
  8. Çocuksu sevinçlerin: Çamur banyosunda tanınmaz olmanın verdiği mutlulukta.
  9. Araba sevdan: Bitmeyen uğursuzluklara rağmen pes etmeden şansa sarılmak gibi.
  10. İlham vericiliğin: Tüm mevsimlerin birlikte olduğu ama en çok da sonbaharın yakıştığı büyüleyicilikte.

Fırtınalı

Boşuna geçiyor günlerim, anlamsız kaygılarla boğuşarak. Sonu görür gibi olacakken, üzerime yapışan budalalıklardan kaçamıyorum. Gücüm tükenecek gibi. Emin olamıyorum. Dahası başıma saplanan korkunç bir ağrı var, silinmeyen anılarlayım. Günah çıkartmak istesem, bir sonraki sözüm yarım yamalak, kurgusal. Bana sunulan ilgi çekici ne varsa umrumda değil. Yarınlar beliriyor güneşin batışıyla, akşam üstü balkonumda. Herkesi ve herşeyi terk edersem, huzur bana gelecek gibi. Kuralların sıradanlaştırdığı hayatım iflah olmayacak gibi. Benzetmelerim ne çok ki yaşanmışlıklarım arasında hayal ürünü kalıyor. Adına ne derseniz deyin, şehrin kapıları kapalı. Duvarlara tırmanmış çocuklar, göğe uzanan salıncakta nokta gibi görünen ihtiyara baktığı zaman bedenimi hırçın bir dalga savuruyor. Bu dünyaya ait olamamışım da inci kayalara oturup önlenemez arzumu yozlaştırmışım gibi, bolarıyor rüzgarın hızıyla. Gitmek istiyorum uzaklara, bağlarımı koparıp zehirli meyveleri tadarak…