Yalandan da olsa

Küçük ışığıyla parlıyordu ılık tebessümü.

Ağaçlara konan kuşlar gitmeyi düşlüyordu.

Rüzgar hızını kesmeden yoluma çıkıyordu.

Onu hissetmek doğaya kucak açtırıyordu.

Bitmek bilmeyen seferlere dalıp,

Kayıp şehre ayak basmak gibi aldatıcıydı.

İnancım sarılmıştı bir kez geri dönmek olmazdı.

Gecelere dost olup gündüzler de anılmak bana uyamazdı.

Herşeyin tek açıklaması olamazdı.

Kapattım kulaklarımı evvelinde,

Duymamış gibi hiç duymayacak gibi.

Dondurulmuş beyinler

Toplum olarak geldiğimiz nokta beni üzüyor. Nereye gideceğimize karar veremiyoruz, böyle bir yetkimiz yok. Düzenden sıyrılmak bir sorun, onun bir parçası olmak daha da. Hastalıklar var, ölenler var ama bir yandan doğanlar ve çalışmak zorunda olanlar var. Sorgulayan yoruluyor, kabullenen ise yoruyor. Yaşamak çok basitken yaratılan algılar ve kesmekeşler nefes aldırmıyor. Birey olmanın faydaları nerede göremiyorum. Eskiden ve şimdi parayla satın alınan şeyler değişmiş. Ben merkezli bireyler nasıl toplum olabilir? Onlar sadece bugün için yaşarlar ve nesillerini devam ettirdikleri için mutludurlar.

Ciddiyet

Ağlarsam karadan denize, susarsam gökten karaya düşecek gibi duruyorum. Bir an sonra değişecek biliyorum bu yüzden bekliyorum ama bir zaman sonra aynılık değişimi geride bırakacak, hissediyorum. Önceden çözümlenmiş, bilinç altımda saklı hislerle cebeleşiyorum. Dışındayım ama neyin dışı bilemiyorum. Bir şeyi dışarıda bırakmak ve ben içeri girmek istiyorum. İnsan sayısını düşündükçe isteklerim komik görünüyor. Saçmalıyorsun diyorum kendime. Ancak şu sıralar başka türlü olamıyorum. Bir kalıba sığamıyorum. Geçmişin izlerini tedavi edip geleceğe dair ümitler kuracağım günlerin yakınında kalmalıyım, biliyorum. Çok kolay değil, izler derin… Boşveren kimselere özeniyorum. Güya bu sene umarsız ve gaip biri olup çıkacaktım. Bende var olan neyse beklentileri tekrarlardan sıkılmış, yorgun gülümsemeler ona sevimsiz. Ciddi ve aldırışsız olma yolunda ama hevesi kaçmış.