Ölen yalnızca zaman

Uyuşmuş canı bir adım öteye gitmeyen bedenimle sunulan güzelliklere yaprak açıyor, esmeyen rüzgara masumiyeti geride bırakıp eskilerde bulduğum umutla bekliyorum. Sessizce ölümsüzlüğe and içmiş gibi soğuk tenimde yanan güneşten kaçınıyorum. Suskun ve düğüm düğüm sıfatları es geçip kırık tekneyle alabora olmamak için belki de sadece karaya varmak için bahaneler buluyorum. Özlediklerim arada bana göz kırpıp varlığını hatırlamıyor ama kendime zor yetiyorum. Ruhu kaybolmuş ve onu aramaktan vazgeçmiş halde…

Birinden diğerine

Rüyandan uyandın ya

Unutamadığın gerçekler tam karşında

Sessizlik içinde patlamış hırsla

Gücün var zannederken ki hayal kırıklığına

Başlıyor sonu gelmeyen döngü

Talihsiz ve küskün dayanağına

Yüz çeviren sahteliğin su çalıyor

Yaşanan emektar tenine

Kabusun bittiğini haykırırcasına

Birinden diğerine uyanmak güneşle

Sonu dilercesine

Önemsiz konuları ciddiyetle

Yosun tutmuş kalpleri pamukla

Sarmalarsın ama uyanınca

Diğerine yetişemez olursun

Yalandan da olsa

Küçük ışığıyla parlıyordu ılık tebessümü.

Ağaçlara konan kuşlar gitmeyi düşlüyordu.

Rüzgar hızını kesmeden yoluma çıkıyordu.

Onu hissetmek doğaya kucak açtırıyordu.

Bitmek bilmeyen seferlere dalıp,

Kayıp şehre ayak basmak gibi aldatıcıydı.

İnancım sarılmıştı bir kez geri dönmek olmazdı.

Gecelere dost olup gündüzler de anılmak bana uyamazdı.

Herşeyin tek açıklaması olamazdı.

Kapattım kulaklarımı evvelinde,

Duymamış gibi hiç duymayacak gibi.

Dondurulmuş beyinler

Toplum olarak geldiğimiz nokta beni üzüyor. Nereye gideceğimize karar veremiyoruz, böyle bir yetkimiz yok. Düzenden sıyrılmak bir sorun, onun bir parçası olmak daha da. Hastalıklar var, ölenler var ama bir yandan doğanlar ve çalışmak zorunda olanlar var. Sorgulayan yoruluyor, kabullenen ise yoruyor. Yaşamak çok basitken yaratılan algılar ve kesmekeşler nefes aldırmıyor. Birey olmanın faydaları nerede göremiyorum. Eskiden ve şimdi parayla satın alınan şeyler değişmiş. Ben merkezli bireyler nasıl toplum olabilir? Onlar sadece bugün için yaşarlar ve nesillerini devam ettirdikleri için mutludurlar.

Ciddiyet

Ağlarsam karadan denize, susarsam gökten karaya düşecek gibi duruyorum. Bir an sonra değişecek biliyorum bu yüzden bekliyorum ama bir zaman sonra aynılık değişimi geride bırakacak, hissediyorum. Önceden çözümlenmiş, bilinç altımda saklı hislerle cebeleşiyorum. Dışındayım ama neyin dışı bilemiyorum. Bir şeyi dışarıda bırakmak ve ben içeri girmek istiyorum. İnsan sayısını düşündükçe isteklerim komik görünüyor. Saçmalıyorsun diyorum kendime. Ancak şu sıralar başka türlü olamıyorum. Bir kalıba sığamıyorum. Geçmişin izlerini tedavi edip geleceğe dair ümitler kuracağım günlerin yakınında kalmalıyım, biliyorum. Çok kolay değil, izler derin… Boşveren kimselere özeniyorum. Güya bu sene umarsız ve gaip biri olup çıkacaktım. Bende var olan neyse beklentileri tekrarlardan sıkılmış, yorgun gülümsemeler ona sevimsiz. Ciddi ve aldırışsız olma yolunda ama hevesi kaçmış.

Benden

Kişiliğim oturmamış belki, yaşıma ters orantıyla ilerliyor olabilirim. Baskın yönlerim öne çıkamıyor. Hepsi benim yüzümden olamaz derken buluyorum kendimi sonunda ama bu tam olarak doğru olmayabilir. Emin olamıyorum. Bilmek öyle yanıltıcı ki, şüpheye düşürüyor. Düşünmediğim yalan, çok düşündüğüm ise doğru. Yıllara göre yaşarsam, planlarım çarpıklığı yüzünden çöp oluyor. Kendimi doğru ifade ediyor muyum peki ben, Ne istediğimi biliyor muyum, ertelemeler ve geç kalışlara sığınmak tarzım değil. Özgün olduğumu sanıyorken farklılık algısı mı yaratmaya mı çalışıyorum? Biliyorum bütün bu karmaşadan sonra düğümler çözülecek. Bugün ki yazım günlüğümü size açmak gibi. Yargılamalardan çekinmeden yazıyorum. Hepiniz böyle şüphelere kapılıyor musunuz diye merak ediyorum. Son zamanlarda açık ve cesur olmanın kendini doğru ifade etmeye yetmediğini düşünüyorum. Değişime hazır ve bir adım geride kontrollü şekilde beklemek gibi geliyor. Hayaller büyüdükçe azalıyor doğru ama neden artmasın diyorum. Umutsuzluk algısı beynimize kodlanmış ve kurallara şikayet ederken sanki onları biz yaratıyoruz diye… Ya da kişilik böyle bir şey, bir yerlerden tanıdık gelen görüntülerin montajı. Müziklerin ve çekimlerin kalitesi arttıkça izleniyor. Yani azınlıkları ve çoğunlukları ben yapıyorum. Bunları anlatıyorum çünkü reddetmek neymiş öğrenmeye çalışıyorum. Bencillik ve kendini önemsemek arasında ki ince çizgide ilerliyorum. Bu kez hür irademi, özgün ifademle birleştirirsem yalanlar ne anlam getirecek ve ben neyi doğru yaptığımı bulabilecek miyim? Bunlar üstü kapalı kalmış kutumda ki zamanını bekleyen sorulardan. Bu yüzden başka sorularım da olacak, onlar için çalışmalara başladım. Umarım güzel bir anı olarak kalacak. Bugün de böyle geçti, okuyan herkese teşekkür ederim.

Kopamıyorum

Gönülden bağlıyımdır ona,

Sözlerim yetersiz kalır çoğu zaman.

Susmuşsam üzüntümdendir,

Gülüyorsam da onun mutluluğu bulaşmıştır bana.

Unutmayı denemek bile ezber bozar,

Hiçbir hücrem buna itaat etmez.

O yaşama devam etme nedenidir.

Üzüntülerin son bulması,

Maviliklerin gidilemeyen ülkesidir.

Birlikte olduğumuz zamanlar masaldan alıntıdır.

Hep kalsan derim ama gider,

Farklı sabahlar bizi bekler.

Geceler dursun, güneş çıkmasın isterim bencilce,

Ama benimle olduğunu görünce,

Günlerin önemi kalmaz.

Yine geleceği sabahı kucaklar,

Güneşi selamlarım.

Geceye doğru ağırlaşır sempatim.

Ona baktıkça bakarım,

Aşkım onun anlatamadığı masallarda uyur.

Yeni yüzler

Dönmeye esir bir garibim.

Havanın ıslaklığına saygım var.

Kaygılarımı ustaca aldatmaktan yaralıyım.

Bildiğim ve güvendiğim gündüzler,

Dinlendiğim geceler,

Kavuşamadan ayrılan aşıklardan biriyim.

Gizlediğim köstebeklere özenirim.

Susup susup içesim tutar kimi zaman.

Yapamadıklarım olunca yokluğa tutunasım.

Sadece bir ümit yüreğimde kuşlar gibi,

Uçmaya yeltendiğinde korktuğum.

Sessiz kalan meseleler çağırır beni,

Fark etmeden nöbetimi üstlenirim.

Anlatırlar, dinlerim, yine anlatırlar.

Susarım, sözlerim bittiğinde dizlerimi toplarım.

Kuru laflarıma tahammül edemem.

Yeni kanlar varoluş simgesiyle taşlarıma konuşur,

Ve ben yazmaya koyulurum.