Ne oldu sana

Yorucu ve huzursuz geçen çocukluğumun ardından gençliğim usta denebilecek efendiler tarafından resmedildi. Boyalar azalırken, gözyaşları uğuldattı gölgelerime yüklenen sıfatları. Duruşum ile asaletim bir bütündü alabildiğince cesur semtinde. Sonra biri çıkageldi ve uzun uzun seyredaldı tabloma. Utandım, tatmadığım duygular kapımda zil çalıyordu. Sesi duyan göz gezdirdi renkli siluetime geçen zamanla. Benim renklerim siliniyordu, bana neler oluyordu. Kimseden tek açıklama işitmek değilken gayretim, birbirine sürten duvarların zerrecikleri değiyor etime. Her sebebin büyüsüyle muradına erdiği o zaman döngüsü, neredesin şimdi?

Anlamalı

Sürekli bir hikaye bu. Saymayı unutturacak sözleri var dilden dile söylenen. Yaralayıcı hatta kanatan o cümlede kayıp gemiler yer altına giriyor. Basit ve aynı olsa da duyulması durumunda çok üzen… Kahramanlardan biri olmamalı kimse. Bu acıya maruz kalmamalı hiçbir canlı.

Yok oldun

Beni anlayacaksan yazacağım birazdan.

Duymuyor da olabilirsin. Olsun.

Bana olanları senden öğrenirdim ya hani.

Şimdi her cümlem eksik, sen yoksun.

Ne olur anla yine beni.

Yapamam diyorsan da hemen söyle.

Bu karmaşaya alıştırayım kendimi bende.

Alışmak dediysem yalan dolan.

Sen kararını kolay ver diye.

Ama iyi bak kendine, ben bulurum bir yolunu.

Yeni birine dönüşür, o eski defterimi bir kenara bırakırım.

Sonrasında eskilere giderim, orada yaşlanırım.

Neyin nesi

Çatıdan bir tüy süzülüyor aşağı,

Bilmem hangi kuşun kanadı.

Aldırmadan bekliyorum gelecek güzel günü,

Senle sallandığımız salıncağın büzgüsü.

Kaçıp giden bir viraneyi anlatıyor suskunluğun,

Derinlerdeki korkuların ve yüz üstüne çıkmış balçık kokun.

Sarıp sarmalasam, uyutsam seni kollarımda,

Öpsem koklaya koklaya, öpsem, öpsem…

Kurumuş su getirin bana tek nefeste içeceğim.

Onu düşünerek, saflığın budala kapısında.

Aldanmak mutlu son bana,

Hesaplaşmadan geçmişin kalıntısında.

Yaşayan ölü

Bugün benden kendimle röportaj yapmışım gibi bir yazı yazmamı istediler. Kalakaldım. Benim gibi korkaklığa sığınmış biri nasıl olur da kendine sorular sorar ve cevap arardı. Üstelik hepsi benim kurgularımla meydana gelmiş bir eserin ticari kaygısıyla ilgiliydi. Böyle olunca neden kitap yazdığımı düşündüm, Son zamanlarda da aklıma takılıyordu aslen ama aldırış etmiyordum. Meziyetlerime kendim dahi inanamaz olmuştum. Benim yerime biri gelmiş de beni oynuyor ve ben ikisini gözlemliyor gibiydim. Delirmiş olabilir miyim, bilmiyorum. Bu aralar çok fazla bilmiyorum zaten. Emin olamıyorum. Kumar masasında ki kağıtlar, zarlar, taşlar gibi yaşıyorum. Bana soru sorulunca irkiliyorum. Uzun zamandır hayalini kurduğum ne varsa gerçekliğe kavuşuyor ama tatmin olamıyorum. Yolun sonuna gelmiş gibiyim, yorgunum, yalnızım, mutsuzum. Rol yapmak istemiyorum. Teker teker hayallerim yalana dönüşüyor. Hiçlikle savaşmak eskisi kadar kolay değil, gücüm yetmiyor. Kimseyi de bu dehlize çekmek doğru gelmiyor. Basit sanılan bir soruyla başlıyor tüm bu düşüncelerim. Belki de yazmamalıyım diyorum ama sonra bunun için çok geç olduğunu anlıyorum.