Senin için

Dün beraberdik yağmurlu gecede,

Ellerimiz sıcacıkken gözlerimiz buluşmuştu.

Anlaşılmazlığım önemsizdi, sen varken.

Senin olmak vardı sadece, büyülü bir zamandı göğüslediğim.

Olmadığını farz eden ben yanılıyordum.

Heyecanımız canlıydı, yaşananlar gerçekti.

Daha çok istedim seni, hiç gitme istedim.

Varlığım seninle anılsın, bir olalım diye.

Umudum oluyordun zamana denk.

Yazmak için sebebim, paylaşmak için hevesim.

Sen yalnızlığımından kurtuluşum,

Biz tuhaf bir hikayenin baş rolleriydik.

Taşan sevgiler

Seviyorum; hayatın anlamını bulacak kadar. Korkuyorum da geçiyor onu hatırlayınca. Bu sevme bu aşk hiç bitmesin, hiçlikle sonuçlanmısın. Seviyorum onu, tüm acıları es geçip gülümseyecek kadar. Utanıyorum da geçiyor onu hatırladıkça. Yıllar sonra daha çok seviyorum, değişime uğruyorum ama hoşnutluğum bozulmuyor. Sevebildiğim için şükrediyorum. Ölmeden önce bu duyguyu tadabildiğim için şanslı hissediyorum.

Kabuksuz yaralar

Rollere girip çıkmak zor olmuyor geçtikçe zaman. Derinlerde gömülü arzulara boyun eğemiyor tek sıkımlık bedenlerin uzuvları. Onlara bakınca özlemi görüyorum; büyük sevgilerin, büyük gururların. Üzücü geliyor ama korkuları o kadar derin ki yardım elim yeterli gelmiyor. Belki de ben içten gelmiyorum kim bilir. Gerçekten öyle miyim emin olamıyorum. Düşündükçe şu sonuca varıyorum: Ben uğruna zahmete girilecek, yaşlanmanın eğlenceli bir hal aldığı ve rol yapmak zorunda kalmadığım bir esintiye sahibim. Çoğu insanın istediği ve elde edemediği cinsten bir ahenkle, kuralların canı cehenneme diyerek. Saçma sapan konuşmalara maruz kalmayı reddederek, özümü terk etmeyerek. Yanlışlar neden, neden bu kadar eleştiri var, başkalarının seçimlerine illa ki kılıf mı giydirmeli. Yeri olmayan isimsiz bir mektubun yakılması gibi muamele görmek insanı kalabalıklardan uzaklaştırıyor. Yalnızlık tatlı görünüyor, ait hissetmediğin topluluk ve hayatının zorunlu kesişmelerinde başın ağrıyor. Kaçacak yerin yok, her yer aynı kabuslarla dolu. Halbuki sen huzuru ve sevgiyi arıyorsun. Sonrasını düşünmeden plan yapmadan bir dönemi mutlu kapatmak, hüznüne sonra devam etmek istiyorsun. Kabul ettirmek yoruyor, açıklamak da. Yine de korkuyorsun yalnızlıktan, değer verdiklerinin de seni bırakıp gitmesinden. Karar vermek zorlaşıyor, her gün yeniden ve yeniden inandırılmak umuduyla gözlerini açıyorsun. Sabahlar ile geceler birbirini kovalıyor…

Ne oldu sana

Yorucu ve huzursuz geçen çocukluğumun ardından gençliğim usta denebilecek efendiler tarafından resmedildi. Boyalar azalırken, gözyaşları uğuldattı gölgelerime yüklenen sıfatları. Duruşum ile asaletim bir bütündü alabildiğince cesur semtinde. Sonra biri çıkageldi ve uzun uzun seyredaldı tabloma. Utandım, tatmadığım duygular kapımda zil çalıyordu. Sesi duyan göz gezdirdi renkli siluetime geçen zamanla. Benim renklerim siliniyordu, bana neler oluyordu. Kimseden tek açıklama işitmek değilken gayretim, birbirine sürten duvarların zerrecikleri değiyor etime. Her sebebin büyüsüyle muradına erdiği o zaman döngüsü, neredesin şimdi?

Anlamalı

Sürekli bir hikaye bu. Saymayı unutturacak sözleri var dilden dile söylenen. Yaralayıcı hatta kanatan o cümlede kayıp gemiler yer altına giriyor. Basit ve aynı olsa da duyulması durumunda çok üzen… Kahramanlardan biri olmamalı kimse. Bu acıya maruz kalmamalı hiçbir canlı.