Anlamalı

Sürekli bir hikaye bu. Saymayı unutturacak sözleri var dilden dile söylenen. Yaralayıcı hatta kanatan o cümlede kayıp gemiler yer altına giriyor. Basit ve aynı olsa da duyulması durumunda çok üzen… Kahramanlardan biri olmamalı kimse. Bu acıya maruz kalmamalı hiçbir canlı.

Yok oldun

Beni anlayacaksan yazacağım birazdan.

Duymuyor da olabilirsin. Olsun.

Bana olanları senden öğrenirdim ya hani.

Şimdi her cümlem eksik, sen yoksun.

Ne olur anla yine beni.

Yapamam diyorsan da hemen söyle.

Bu karmaşaya alıştırayım kendimi bende.

Alışmak dediysem yalan dolan.

Sen kararını kolay ver diye.

Ama iyi bak kendine, ben bulurum bir yolunu.

Yeni birine dönüşür, o eski defterimi bir kenara bırakırım.

Sonrasında eskilere giderim, orada yaşlanırım.

Neyin nesi

Çatıdan bir tüy süzülüyor aşağı,

Bilmem hangi kuşun kanadı.

Aldırmadan bekliyorum gelecek güzel günü,

Senle sallandığımız salıncağın büzgüsü.

Kaçıp giden bir viraneyi anlatıyor suskunluğun,

Derinlerdeki korkuların ve yüz üstüne çıkmış balçık kokun.

Sarıp sarmalasam, uyutsam seni kollarımda,

Öpsem koklaya koklaya, öpsem, öpsem…

Kurumuş su getirin bana tek nefeste içeceğim.

Onu düşünerek, saflığın budala kapısında.

Aldanmak mutlu son bana,

Hesaplaşmadan geçmişin kalıntısında.

Yaşayan ölü

Bugün benden kendimle röportaj yapmışım gibi bir yazı yazmamı istediler. Kalakaldım. Benim gibi korkaklığa sığınmış biri nasıl olur da kendine sorular sorar ve cevap arardı. Üstelik hepsi benim kurgularımla meydana gelmiş bir eserin ticari kaygısıyla ilgiliydi. Böyle olunca neden kitap yazdığımı düşündüm, Son zamanlarda da aklıma takılıyordu aslen ama aldırış etmiyordum. Meziyetlerime kendim dahi inanamaz olmuştum. Benim yerime biri gelmiş de beni oynuyor ve ben ikisini gözlemliyor gibiydim. Delirmiş olabilir miyim, bilmiyorum. Bu aralar çok fazla bilmiyorum zaten. Emin olamıyorum. Kumar masasında ki kağıtlar, zarlar, taşlar gibi yaşıyorum. Bana soru sorulunca irkiliyorum. Uzun zamandır hayalini kurduğum ne varsa gerçekliğe kavuşuyor ama tatmin olamıyorum. Yolun sonuna gelmiş gibiyim, yorgunum, yalnızım, mutsuzum. Rol yapmak istemiyorum. Teker teker hayallerim yalana dönüşüyor. Hiçlikle savaşmak eskisi kadar kolay değil, gücüm yetmiyor. Kimseyi de bu dehlize çekmek doğru gelmiyor. Basit sanılan bir soruyla başlıyor tüm bu düşüncelerim. Belki de yazmamalıyım diyorum ama sonra bunun için çok geç olduğunu anlıyorum.

Cesaret lazım çokça

Hepimiz çalışıyoruz belki bir amaç uğruna belki de yaşam kaygısı sarıyor dört bir yanımızı. Bizi ele geçiren iş dünyasının dışında ne yapıyoruz peki, birşeyler yapmak için gereken güç ve zaman öyle az diyorsunuz ki şimdi bana. Katılıyorum çünkü bende dar boğazların ve zamanların insanıyım. Mış gibi yaşadığım, kaygısızca dönüştüğüm biri var o saatlerde. Bir süre sonra utanmak da kalmıyor yerini aç gözlülük alıyor. Böyle anlarımın en büyük anlatıcısı bir ses iki nefes. Neden olduğunu bilmeden yazarken buluyorum kendimi, biriken zehirli sarmaşıklardan kurtuluşla anlıyorum bana olanları. Umursamaz çıkıyorum bir şekilde, geri dönüş mecburi olmadıkça önemsemiyorum. Cesarete kapılıyorum. Ruhum daralıyor iş zamanı yaklaşırken, biteceği vakti düşünerek rahatlamaya çalışıyorum.

Eğrisi doğrusu

Ne yanlış ne doğru, İyi mi güzel yoksa kötü mü çirkin? Bilemiyorum. Anlayamıyorum. Bırakıyor gibiyim ama sezdirmeden her zaman ki gibi. Nereden başlamalı yoksa bitirmenin zamanı mı gidilecek olan bilemiyorum. Emin değilken eminim diyemiyorum. Vicdanımın beni bırakması mümkün olur muydu diye soruyorum tereddütlerime çekinceyle. Zor ve karışık bir dönem bu, her yer puslu. Beni bekleyen şansları göremiyorum. Duyularım algı yeteneğini kaybetmiş benden izinsiz. Yazılarım tuzlu, ekşi bir tatsızlık veriyor okuyanlara diye hayıflanıp yazmayı da terk edesim geliyor. Ama muhakeme edemediğimi hatırlayınca duruyorum. Aynı durakta beni alan ve gözlerimi açan insanı ararken, tekrar duruyorum. Şimdilerde doğru olanın durmayı bilmek olduğuna kanaat getiriyorum.

Safsata

Emin değilken belki de heveslendim muradıma, kendimi avuttum görkemli saatlerin gelmesi için. Hepsini tek başıma yapabileceğime inandım. Şimdi durmuş olup bitenlere ve bana kalmayanlarla sızlanıyorum. Beni anladığını söyleyenler var ama yalnız kalmaktan korkuyorum. Aslında bir tek ben anlayamıyorum kendimi. Sonra o biri çıkıyor, kabuğuma çekilmek üzereyken. Anlıyor sanki ters giden karmaşamı. Desteğini esirgemeden kibarca dinliyor beni. Böyle olunca yaşama arzum geri dönüyor, ben dönüyorum. Onun varlığını anlatmak için eksik kalmaktan korkuyorum çünkü benden sonra bile o yaşasın, anlaşılsın ve değer bulsun istiyorum. İşte tutkumu tazeleyen bu asil ruh, şimdi izninizle kanatlarına bir öpücük konduruyorum.