Siz istediniz diye değil

Size güzel masallar anlatmak isterdim Bildiğim en mutlu anıların resmini çizmek Bunları yapmak isterdim çünkü Zamanla savaşan değil, barışan bir ben görmek isterdim Sizleri de tebrikleriniz sunmanız için davet ederek Artık istemiyorum çünkü Ben deki barış, savaşlara alıntı Bir gün herşey dursun, duralım isterdim Kelebeklere arkadaş, sizlere dost olarak

Ölüm siler mi yaraları?

Nazikçe anıldı ağıtlar, ölen faninin ardından Bulutlar karartıda yağmuru işaret ediyordu, sabahtan İnsanlar ağlarken bir avuç nem kokuyordu, topraktan Sessizlik aydınlatıyordu hırs küpü kilitli yürekleri, ışığından Bir feryat kopmaya yelteniyordu gidenin ardından Nihai anlam ortaya kurulmuştu, en baştan Tövbeler artıyordu duaların ardından Korkuları ıslananlar, yarasız mıydı ki anasının karnından Tek bir gerçek ve gerisi boş [...]

Seni arıyorum

Yalnızlık sensizlikmiş be sevgili, seni düşleyememekmiş. Seni özleme hakkını bile bulamamakmış. Gerçeklerin dikenli tebriğinde seni gül gibi koklamakmış. Yalnızlık senin olmadığın her yermiş. Tüm umutsuzlukların anası, benim yadigarımmış. Geçmişi anlatır gibi seni masallarda okumakmış. Sıcak yatağında yorgan ile ısınamamakmış. Senden öncesi süslü hayal geceleriymiş. Yalnızlık bir tek sende saklıymış be sevgili.

Eksik bir şeyler

Bir şeyler eksik ya da benim gururum bu. Fazlalıkları görmezden gelmek. Bana ihtiyaç duyanları sevmek, onlarla eksiklerimi tamamlamak. Bilmiyorum ama insan eksik kaldığı zaman hiç bir işinde tam olamıyor. İstendiğini bilmek, bunu hissetmek yedek anahtar gibi. Yolunda gitmeyen şeyler var ve onlar ile eksikleri görmezden gelip güç buluyorum. Dengede yaşamak kolay değil, anı anını tutabilenlere [...]

Korkuyorum

Bazı kararlar veriyorum, uzun zaman alıyor. Yinelediğim sözlerle aynaya bakarken buluyorum sonradan kendimi. Pek çok şey değişiyor ıssız hayatımda, eşyalarımı üst üste iteliyorum. Çabalamaktan usanmıyorum. Mutlu bir an için yalanlar masumca geliyor. İnancım körelirse, ateş ettiğim adreslere uğruyorum. Ant içmiş gibi kovanlar ve nişancılar arasında bir yere sığışıyorum. Fırtınanın dinmesini bekleyen küçüğüm, korkuyor. Dışarısı soğuk [...]

Tarihin oyunu

Yıl bilmem kaçtı, vurgunlar fenaydı. Çekilen çilelere ise diyecek yoktu. Tarih kurcalandığında insanların isteklerinin değil yalnızca elde edecekleri şeylerin değiştiği görünür su üzerinde ama yansımalar her zaman daha öndedir. Bu yüzden olsa gerek, arkada kalan ıstıraplar tekrarlanır, tekerlekler aşınır. Yenileri hazırdır, emirlere amededir. Emir alanlar, onlar da birey değil midir? Bireyle devlet arasında yapılan anlaşmaya [...]

Arada

Ruhum bazen kokuşmuş, ölü balık gibi; ayıklamaya çekindiğim kılçıkları boğazıma takılıyor. Yutkunduğum esnada toz fırtınası can buluyor zihnimde. Gümüş bir şamdanda ki cılız ışıkta gözlerim kapanıyor. Kurduğum düş sırasında ayaklarım yere basmıyor.

Ben sadece

Bir delilik nefes alıyor, siz duyamazsınız. Bana has, ezgisiyle yaşamı parçalara ayırıyor. Kesik kesik çizgiler koltuğumun üzerinde. Dinlenmek imkansız gibi, geceler uzuyor. Yorganım saramıyor bedenimi, boşluklardan nefes alıyorum. Kalp atışlarım bana zaptedemediğim delilği duyuruyor. Ona dokunmaya korkuyorum, cesaretle çekinerek. Sabah olunca gidecek diye umuyorum. Yoksa dar boğazım yutkunamayacak.

Yoksun insancıklar

Farazi ayrılıklar fazlaca kabartılı; masanın solan ışığında feri sönmüş gözler, budala kahkahalarına bir yenisini daha eklerken, kıt anlayışların olağan üstü konumunda hüküm sürüyorlar. Divan toplantısının vakti geçmiş bile. Geç kalınmış dualara şükür ediyorlar. Alfabede son sıralara denk gelen gölgeleri, ışığa hasret ve düşmanlıkları ebediyet avansı.