Ölen yalnızca zaman

Uyuşmuş canı bir adım öteye gitmeyen bedenimle sunulan güzelliklere yaprak açıyor, esmeyen rüzgara masumiyeti geride bırakıp eskilerde bulduğum umutla bekliyorum. Sessizce ölümsüzlüğe and içmiş gibi soğuk tenimde yanan güneşten kaçınıyorum. Suskun ve düğüm düğüm sıfatları es geçip kırık tekneyle alabora olmamak için belki de sadece karaya varmak için bahaneler buluyorum. Özlediklerim arada bana göz kırpıp varlığını hatırlamıyor ama kendime zor yetiyorum. Ruhu kaybolmuş ve onu aramaktan vazgeçmiş halde…

Ciddiyet

Ağlarsam karadan denize, susarsam gökten karaya düşecek gibi duruyorum. Bir an sonra değişecek biliyorum bu yüzden bekliyorum ama bir zaman sonra aynılık değişimi geride bırakacak, hissediyorum. Önceden çözümlenmiş, bilinç altımda saklı hislerle cebeleşiyorum. Dışındayım ama neyin dışı bilemiyorum. Bir şeyi dışarıda bırakmak ve ben içeri girmek istiyorum. İnsan sayısını düşündükçe isteklerim komik görünüyor. Saçmalıyorsun diyorum kendime. Ancak şu sıralar başka türlü olamıyorum. Bir kalıba sığamıyorum. Geçmişin izlerini tedavi edip geleceğe dair ümitler kuracağım günlerin yakınında kalmalıyım, biliyorum. Çok kolay değil, izler derin… Boşveren kimselere özeniyorum. Güya bu sene umarsız ve gaip biri olup çıkacaktım. Bende var olan neyse beklentileri tekrarlardan sıkılmış, yorgun gülümsemeler ona sevimsiz. Ciddi ve aldırışsız olma yolunda ama hevesi kaçmış.

Aklımdasın

Çok karışığım. Yeni yeni anlayabiliyorum sanki bazı gerçekleri ama yine de puslu her şey. Biraz düşündükten sonra hepsi benim bir uydurmam olabilir mi diyorum kendime? Sebepsizce sevilmek, sorgusuzca kabullenilmek istiyorum. Zorluklar beni yordu, kafam karıştı hiç olmadığı kadar. Ve ben neyin doğru ya da neyin yanlış olduğunu söyleyemiyorum. Sakinliğimi, benliğimi kaybettim seçimlerimle. Birçok kızgınlığım oldu, hepsini unuttum. Ama saplanmış kalmışım bir yerlere sanki. Yavaşça uyanıyor gibiyim masalsı yaşantımdan. Acıyla dolu sayfaları bana bakıyor. Benim gibi korkak bir insan yalnız kalmayı göze alıyor. Duygu yoğunluğum artıp beni ele geçirince kendimi tanıyamadığımda korkmasın kimse. Ama bu çırpınışlarımı başkalarına anlatmayı bırakalı çok oldu. Aya bakamıyorum gözlerim acıyor. Düşünemiyorum, beynim uyuşuyor, herşey üst üste geliyor ve sonunda…

Evrenin mesajı

Bir insan tüm gününü değiştirebilir, baktığın yere seslenip bulutlarını dağıtabilir. Mümkünü yok dediklerine inandırabilir. Tek başına yapabilir bütün bunları. Senden yalnızca izin ister, zorbalıkla yaklaşmaz. Onun yanında en mutlu insan olduğunu düşünürsün. Evren böyle böyle devrime uğrar aslında. Bir insandan başka bir insana geçilen tünellerle aydınlanır yüreklerdeki hazineler.

Diyelim ki oldu

Çok iyi tanıdığımı sanmıştım kendimi.

Ötekileşmem çok uzun sürmeden,

Anlamıştım düzenbazlığımı.

Suskunluğum yaklaşıyor,

Işığı yanlış yerde arıyorum.

Hafızamın silinmesi mümkün değil.

Herşey yolunda değil, öyleymiş gibi yapmak bunaltıyor.

Bana ne olduğunu anlayamadıkça korkuyorum.

Anlarsam da kaldıramazsam, ikna edemezsem kendimi diye susuyorum.

İnadına gülümseyemiyorum.

Huzursuzluğum satırlarda saklı ve ben,

Geç kalınmış itiraflara kapalıyım.

Kim olduğumu hatırlayamazsam,

O zaman sevecek misiniz beni yine?

Kaçmanın faydası yok son dörtlükteyim.

Bencil olmakla ilgisi yok bunun,

Sessizce gitmek gürültüyü azaltmıyor.

Onu yap bunu yap demek kızdırıyor.

Düzelir diye beklemek de hasta ediyor.

Masumlar

Çocuklar özgür bırakıyor, kırıntıları saçılmış heyecanlarını.

Geçmişe dönmek istercesine arıyor yıpranmış ellerin, umutları.

Bir sağına bir de soluna bakıyorsun.

Takvim yapraklarına sıkışınca, teslim oluyor yüreğin.

Hak etmediklerin çoğaldıkça, sen eziliyorsun ve;

İnkar edemediğin yeniliğinle öne çıkıyorsun.

Hesapsızca soyunuyorsun kalabalıkların önünde,

Çocuklar sarıyor incinen ruhunu kötülüklerden.

Çocuklar özgür bırakıyor, sevecenliğini.

Mavilik

Tek bir dilek dilemişken hevesle, tutuklu kaldım.

Aşkım en maviydi, gökyüzü kıskanırdı onu benden.

Yağmur üzerimize yağarken, dışarı çıktım.

Geri durduğum ağlamalar oradaydı, yanlış anlamıştı tümden.

Beni yok sayıyordu, hayallerimi terk ederken.

Aşkım en uzaklardaydı, ben nerede olduğumu bilmezken.

Ona herşeyimi vermek istedim ama yetmeyecekti.

Bedenimde değil kalbimde bir boşluk vardı, her geçen günden.

Geçtiğim yollar onu işaret ediyordu, kaybolmak üzereyken.

Aşktı, benim değildi. Kabul etmek zor olsa da hiç benim olmamıştı.

Taşan sevgiler

Seviyorum; hayatın anlamını bulacak kadar. Korkuyorum da geçiyor onu hatırlayınca. Bu sevme bu aşk hiç bitmesin, hiçlikle sonuçlanmısın. Seviyorum onu, tüm acıları es geçip gülümseyecek kadar. Utanıyorum da geçiyor onu hatırladıkça. Yıllar sonra daha çok seviyorum, değişime uğruyorum ama hoşnutluğum bozulmuyor. Sevebildiğim için şükrediyorum. Ölmeden önce bu duyguyu tadabildiğim için şanslı hissediyorum.

Kabuksuz yaralar

Rollere girip çıkmak zor olmuyor geçtikçe zaman. Derinlerde gömülü arzulara boyun eğemiyor tek sıkımlık bedenlerin uzuvları. Onlara bakınca özlemi görüyorum; büyük sevgilerin, büyük gururların. Üzücü geliyor ama korkuları o kadar derin ki yardım elim yeterli gelmiyor. Belki de ben içten gelmiyorum kim bilir. Gerçekten öyle miyim emin olamıyorum. Düşündükçe şu sonuca varıyorum: Ben uğruna zahmete girilecek, yaşlanmanın eğlenceli bir hal aldığı ve rol yapmak zorunda kalmadığım bir esintiye sahibim. Çoğu insanın istediği ve elde edemediği cinsten bir ahenkle, kuralların canı cehenneme diyerek. Saçma sapan konuşmalara maruz kalmayı reddederek, özümü terk etmeyerek. Yanlışlar neden, neden bu kadar eleştiri var, başkalarının seçimlerine illa ki kılıf mı giydirmeli. Yeri olmayan isimsiz bir mektubun yakılması gibi muamele görmek insanı kalabalıklardan uzaklaştırıyor. Yalnızlık tatlı görünüyor, ait hissetmediğin topluluk ve hayatının zorunlu kesişmelerinde başın ağrıyor. Kaçacak yerin yok, her yer aynı kabuslarla dolu. Halbuki sen huzuru ve sevgiyi arıyorsun. Sonrasını düşünmeden plan yapmadan bir dönemi mutlu kapatmak, hüznüne sonra devam etmek istiyorsun. Kabul ettirmek yoruyor, açıklamak da. Yine de korkuyorsun yalnızlıktan, değer verdiklerinin de seni bırakıp gitmesinden. Karar vermek zorlaşıyor, her gün yeniden ve yeniden inandırılmak umuduyla gözlerini açıyorsun. Sabahlar ile geceler birbirini kovalıyor…