Kokundan öptüm

Gökyüzü yürekten selamlamıştı o uçağı.

Heyecanla oraya baktı, masumiyeti görülmeye değerdi.

Bir o bir de gökyüzü vardı.

O anda, yıldızlara ve aya yakın olan.

Ellerini tuttum sıcacıktı.

Nefesi dudaklarımda ıslanıyordu.

Deniz yosun kokusunu ona bahşediyor,

Bana onun kokusu kalıyordu.

Sımsıkı sarıldı, karanlıklara geçit vermiyordu.

Kaybolduğum diyarı o kadar güzeldi ki,

Ondan başka ne varsa bulanıklaşıyordu.

Dudakları en müjdeli haberleri veriyordu.

Doyamıyordum ona, kalbim söz dinlemiyordu.

Kokusundan öptüm, zihnim onu sabitliyordu.

Mutluluğun başka açıklaması olamazdı.

Biz çocukken

Bugün kamyonun yanından geçerken, mazot kokusu geldi burnuma. Enteresan olanı o kokunun beni hem sevindirip hem de hüzünlendirmesiydi. Mahallem geldi aklıma, babam geldi. O da mazot kokardı bazen. Yine de alırdım onun kokusunu yoğun mazot kokusu arasında. O kadar güzeldi ki o günler, o koku, o çıkmaz sokak… Her akşam çıktığımız, oynadığımız o dünyanın en güzel sokağı. Babam girince sokaktan dünyanın en havalı insanı olurdum. Bazen arkasından koşardım arabanın, bazen de binerdim. Olan biteni anlatmaya yetecek azlıkta değildi tabii. Herkes çok masum, dünya daha güzeldi. Metrobüs yoktu, hava daha temizdi. Yine güvenilemezdi insanlara ama bu kadar mide bulandırıcı değildi. Sitelerde oturanlara özenir ama mahallemi özlerdim okuldayken. Hala özlüyorum dünyanın daha masum olduğu o günleri. Şimdi Halkalı değişti. Mahallem değişti. Herkesin oynadığı sokakta kocaman bir bina yapılıyor. Mutluluğumuzu kazıp yerine plazalar dikiyorlar…

Yazan: @seleniimo

Bir başkasının

Sevdim seni.

Ümitsiz belki bütünüyle.

Dinmedi daha, yorgunluğum geçmedi.

Ama üzecekse bu sevgi seni,

Sessizliğime çekilirim.

Kıskançlığımla üzgün kimi zamanda kırgınlığımla.

Seni beklemekle geçen günleri reddederim.

Bu öyle içten, öyle candan bir sevgi ki;

Yanıp tutuşurken kor olmayı göze alırım.

Korkma

Korkardı masumca, uzaktan. Ne yapacağını bilemediği için korkardı. Belki de onun en güzel yanı buydu. Korkutmazdı. Korkaklaştırmazdı. Daha çok korkulduğunda bile onun korkusu tozlaşmış felaketlere çiçek açtırırdı. O korkarken, korkmayı unutturandı. Bilmeden, anlıyordu ve korkular anlaşılınca yok oluyorlardı.

Reddedilemez

Ona aitken, inkarı sürdürmek neye yaradı?

Kesişen hayatların çarpışmasıyla sonuçlandı.

Eskiyi arayan biri daha incindi.

İyileşmek ve iyileştirici aynı çatı altında kavuşamadı.

Yıllar geçmişken, değişen istekleri mesafelerini çoğalttı.

Bir başkasına aitken, diğerinden medet ummak neye yaradı?

Soğuk geçen diyaloglaru ve karanlık ürpertileri getirdi.

Geçmişin geri gelemeyeceği anlaşılınca,

Sonra görüşmek üzere dendi.


Gençliğim

Nasıldı,

Nasıl demişlerdi benim için?

İyi biliyordum ya,

Ezberlettirmişlerdi.

İç sesim gitmişti, bırakmıştı beni.

Ondandı bu kötülükler.

Ama ben hep güzel hayaller kurardım,

Taze körpe gençliğime.

Diğerlerine aldırmazdım ya,

Ruhum kısılırdı kapana,

Kurtaramazdım.

Bir anlık hüsranla derbeder olurdum.

Başkalarına kıyamazken kendimi kanatır,

Acımın gerçekliğiyle hayatı; sevginin gücüyle kalbimi yorardım.

Kopuk kopuk sallantıda,

Şimdi hayallerden çok uzak bu gençlikte;

Bir zamanlar delice kavrulurdum.

İlk Kar

2018 yılı bitmeye yakınken karlar dökülüyor göklerin eteklerinden, dağların kucağına. Yerdekilerin üstü beyaza kaplandıkça, tazeleniyor ve yeni bir baharı ümit edebiliyoruz. Kar sanki bir şeyler anlatmak istercesine yağıyor, beyaz beyaz. Seyre dalarken çepeçevre güzelliğini; eskiler gelip yenilerle buluşuyor. Bir zaman geçidi durağı misali kara örtüler kalkıyor antik mağaralarından. Rüzgâr yardım ediyor ona şiddetini arttırıyor, balıkçı teknesinde mahzur kalmış denizciler bir işaret ararken tünellerin girişi bembeyaz oluyor. Göz gözü göremezken insan durup düşünüyor. Anladıklarım mı yoksa anlattıklarım mı kara gömülüyor diye? Hazinle çevrili duyguları bir kenara bırakıp kara dokununca, soğuğuyla üşüyenlerle neşe saçılıyor her yana.

Gönlüm

Martıların terk ettiği bir denizde, kayığıyla dalgalara göğüs germiş. Beni bekliyor. Az sonra durduracağım hüznüne veda ediyor. Nasır tutmuş avuçlarımda kederli günlerinin izleri, çılgınca bana kafa tutuyor. -Mış- gibi kararan hava, soğuğunu yüzümüze dokundururken, anlayışsız benekli denizciye bakıyoruz. Fenerin adresini çıkarını hiçe sayarak emanet ediyor, ellerime. Ben ve kendim kalıyoruz sadece martıları hayal eden…

Züğürt tesellisi

İdeallerin, hayat kaygısına baskın çıktığı günlerden yine bir gün,

Hava hafif küskün, dalgalı sislerde saklı.

Yarın için kalkan trenlerin rayları titreşiyor,

İstemelerin olamadığı yüksek iradeli bir hat geriliyor.

Asıl bilinen unutulmak üzereyken, saldırılar artıyor.

Biriktirilen ezilmişliklerin altında silik kağıt parçaları,

Yüz karası insancıklara iyileştirici görünüyor.

Alnı ak, gönlü dikili insan anlayamıyorken; duruyor.

Bildiği gerçeklerin uzağında bir çobana rastlıyor.

Gelip geçmeyen doğruluğa hasret, semaya dalıyor.

Son kez hakkını vererek şerefini kurtarma arzusunda,

Kirli kağıt destelere basarak yolunu açıyor.

Onlara muhtaç olmadan, yorulmadan son kez direniyor.