Çember

Karar alındı, geç kalmadan sükunet ile.

Son denen noktaya benzer olay,

Baloncuklar gibi havaya karışırken.

Mutluluğun yoluydu gidilecek olan,

Saygıyla ve anlayışla sürecek.

Aynı dönence yaşanabilirdi mutlak gelecekte

Fakat belirsiz süresiyle mutabık son için

En iyisi buydu.

Elindeyken mutluluğu içselleştirmek,

Gerekirse mutsuz sonu göğüslenmek.

Başa dönmeyi aldırmayıp,

Sondan uzaklaşarak.

Unutulmaz geçişler de anı gölleri oluşturmak.

Mantığa aykırı bir dönem filmi gibi

Gerçeklerin farkında olup, hayaller de nefes almak.

Kabullenip yaşamak kadar basit,

Kuralları çiğneyip umarsız olabilecek kadar savunmasız.

Kopmayan bir halatla zirveye çıkmak gibi.

Hem zor hem basit, ama vazgeçilemez.

Çapı büyüyüp küçülen çemberin son halkası,

Demir soğukluğunda gece karası.

Ne var ki, hepsine değer cazibesi.

Üniversite yılları

Ciddiyetle başlamıştı; bize anlatılan ve öğretilenlerle anı yaşayacak duygulara sahiptik. Dost canlısı arkadaşlarla yabancılaşma sorunsalını da hallettik zamanla, geriye dersler ve sınavlar kalmıştı. Ama içimizde büyüyen endişeler ve biz burada ne yapıyoruz sorularına yanıt bulamıyorduk. Çözümsüz kaldıkça da arkadaşlarımıza sarılıyorduk, onların şefkatine ve zamanı değerli kılan desteklerine. Araya yazlar girdi, kışlar sonnbaharları izledi. Sinirleri yıpratan anlamı kaybolmuş derslerle biz de uzaklaşmaya başladık. Herkes farklılaşıyordu. Büyümek ağır basıyordu. Engellenemez bir varoluş düzeniydi bu. Ayak uyduruyorduk, gün sonunda ettiğimiz kısa sohbetlerdeki saçmalamalarımız yeterli oluyordu. Etkili yıllardı; beni ben yapan yıllardı. Kaybolduğumda o anlara geri dönüyorum ve kendimi buluyorum. İnsanların çoğu hayatı boyunca bulamıyor kendini. Şimdilerde kaybolmuş olabilir miyim diyorum ama sanmıyorum çünkü o insanlar hala benimle birlikteler.

Ne mutluyum ki onlara sahibim, ne mutlu ki beraberken yalnız değiliz!

Kokundan öptüm

Gökyüzü yürekten selamlamıştı o uçağı.

Heyecanla oraya baktı, masumiyeti görülmeye değerdi.

Bir o bir de gökyüzü vardı.

O anda, yıldızlara ve aya yakın olan.

Ellerini tuttum sıcacıktı.

Nefesi dudaklarımda ıslanıyordu.

Deniz yosun kokusunu ona bahşediyor,

Bana onun kokusu kalıyordu.

Sımsıkı sarıldı, karanlıklara geçit vermiyordu.

Kaybolduğum diyarı o kadar güzeldi ki,

Ondan başka ne varsa bulanıklaşıyordu.

Dudakları en müjdeli haberleri veriyordu.

Doyamıyordum ona, kalbim söz dinlemiyordu.

Kokusundan öptüm, zihnim onu sabitliyordu.

Mutluluğun başka açıklaması olamazdı.

Biz çocukken

Bugün kamyonun yanından geçerken, mazot kokusu geldi burnuma. Enteresan olanı o kokunun beni hem sevindirip hem de hüzünlendirmesiydi. Mahallem geldi aklıma, babam geldi. O da mazot kokardı bazen. Yine de alırdım onun kokusunu yoğun mazot kokusu arasında. O kadar güzeldi ki o günler, o koku, o çıkmaz sokak… Her akşam çıktığımız, oynadığımız o dünyanın en güzel sokağı. Babam girince sokaktan dünyanın en havalı insanı olurdum. Bazen arkasından koşardım arabanın, bazen de binerdim. Olan biteni anlatmaya yetecek azlıkta değildi tabii. Herkes çok masum, dünya daha güzeldi. Metrobüs yoktu, hava daha temizdi. Yine güvenilemezdi insanlara ama bu kadar mide bulandırıcı değildi. Sitelerde oturanlara özenir ama mahallemi özlerdim okuldayken. Hala özlüyorum dünyanın daha masum olduğu o günleri. Şimdi Halkalı değişti. Mahallem değişti. Herkesin oynadığı sokakta kocaman bir bina yapılıyor. Mutluluğumuzu kazıp yerine plazalar dikiyorlar…

Yazan: @seleniimo

Bir başkasının

Sevdim seni.

Ümitsiz belki bütünüyle.

Dinmedi daha, yorgunluğum geçmedi.

Ama üzecekse bu sevgi seni,

Sessizliğime çekilirim.

Kıskançlığımla üzgün kimi zamanda kırgınlığımla.

Seni beklemekle geçen günleri reddederim.

Bu öyle içten, öyle candan bir sevgi ki;

Yanıp tutuşurken kor olmayı göze alırım.

Korkma

Korkardı masumca, uzaktan. Ne yapacağını bilemediği için korkardı. Belki de onun en güzel yanı buydu. Korkutmazdı. Korkaklaştırmazdı. Daha çok korkulduğunda bile onun korkusu tozlaşmış felaketlere çiçek açtırırdı. O korkarken, korkmayı unutturandı. Bilmeden, anlıyordu ve korkular anlaşılınca yok oluyorlardı.

Reddedilemez

Ona aitken, inkarı sürdürmek neye yaradı?

Kesişen hayatların çarpışmasıyla sonuçlandı.

Eskiyi arayan biri daha incindi.

İyileşmek ve iyileştirici aynı çatı altında kavuşamadı.

Yıllar geçmişken, değişen istekleri mesafelerini çoğalttı.

Bir başkasına aitken, diğerinden medet ummak neye yaradı?

Soğuk geçen diyalogları ve karanlık ürpertileri getirdi.

Geçmişin geri gelemeyeceği anlaşılınca,

Sonra görüşmek üzere dendi.


Gençliğim

Nasıldı,

Nasıl demişlerdi benim için?

İyi biliyordum ya,

Ezberlettirmişlerdi.

İç sesim gitmişti, bırakmıştı beni.

Ondandı bu kötülükler.

Ama ben hep güzel hayaller kurardım,

Taze körpe gençliğime.

Diğerlerine aldırmazdım ya,

Ruhum kısılırdı kapana,

Kurtaramazdım.

Bir anlık hüsranla derbeder olurdum.

Başkalarına kıyamazken kendimi kanatır,

Acımın gerçekliğiyle hayatı; sevginin gücüyle kalbimi yorardım.

Kopuk kopuk sallantıda,

Şimdi hayallerden çok uzak bu gençlikte;

Bir zamanlar delice kavrulurdum.

İlk Kar

2018 yılı bitmeye yakınken karlar dökülüyor göklerin eteklerinden, dağların kucağına. Yerdekilerin üstü beyaza kaplandıkça, tazeleniyor ve yeni bir baharı ümit edebiliyoruz. Kar sanki bir şeyler anlatmak istercesine yağıyor, beyaz beyaz. Seyre dalarken çepeçevre güzelliğini; eskiler gelip yenilerle buluşuyor. Bir zaman geçidi durağı misali kara örtüler kalkıyor antik mağaralarından. Rüzgâr yardım ediyor ona şiddetini arttırıyor, balıkçı teknesinde mahzur kalmış denizciler bir işaret ararken tünellerin girişi bembeyaz oluyor. Göz gözü göremezken insan durup düşünüyor. Anladıklarım mı yoksa anlattıklarım mı kara gömülüyor diye? Hazinle çevrili duyguları bir kenara bırakıp kara dokununca, soğuğuyla üşüyenlerle neşe saçılıyor her yana.