Gençliğim

Nasıldı,

Nasıl demişlerdi benim için?

İyi biliyordum ya,

Ezberlettirmişlerdi.

İç sesim gitmişti, bırakmıştı beni.

Ondandı bu kötülükler.

Ama ben hep güzel hayaller kurardım,

Taze körpe gençliğime.

Diğerlerine aldırmazdım ya,

Ruhum kısılırdı kapana,

Kurtaramazdım.

Bir anlık hüsranla derbeder olurdum.

Başkalarına kıyamazken kendimi kanatır,

Acımın gerçekliğiyle hayatı; sevginin gücüyle kalbimi yorardım.

Kopuk kopuk sallantıda,

Şimdi hayallerden çok uzak bu gençlikte;

Bir zamanlar delice kavrulurdum.

İlk Kar

2018 yılı bitmeye yakınken karlar dökülüyor göklerin eteklerinden, dağların kucağına. Yerdekilerin üstü beyaza kaplandıkça, tazeleniyor ve yeni bir baharı ümit edebiliyoruz. Kar sanki bir şeyler anlatmak istercesine yağıyor, beyaz beyaz. Seyre dalarken çepeçevre güzelliğini; eskiler gelip yenilerle buluşuyor. Bir zaman geçidi durağı misali kara örtüler kalkıyor antik mağaralarından. Rüzgâr yardım ediyor ona şiddetini arttırıyor, balıkçı teknesinde mahzur kalmış denizciler bir işaret ararken tünellerin girişi bembeyaz oluyor. Göz gözü göremezken insan durup düşünüyor. Anladıklarım mı yoksa anlattıklarım mı kara gömülüyor diye? Hazinle çevrili duyguları bir kenara bırakıp kara dokununca, soğuğuyla üşüyenlerle neşe saçılıyor her yana.

Gönlüm

Martıların terk ettiği bir denizde, kayığıyla dalgalara göğüs germiş. Beni bekliyor. Az sonra durduracağım hüznüne veda ediyor. Nasır tutmuş avuçlarımda kederli günlerinin izleri, çılgınca bana kafa tutuyor. -Mış- gibi kararan hava, soğuğunu yüzümüze dokundururken, anlayışsız benekli denizciye bakıyoruz. Fenerin adresini çıkarını hiçe sayarak emanet ediyor, ellerime. Ben ve kendim kalıyoruz sadece martıları hayal eden…

Züğürt tesellisi

İdeallerin, hayat kaygısına baskın çıktığı günlerden yine bir gün,

Hava hafif küskün, dalgalı sislerde saklı.

Yarın için kalkan trenlerin rayları titreşiyor,

İstemelerin olamadığı yüksek iradeli bir hat geriliyor.

Asıl bilinen unutulmak üzereyken, saldırılar artıyor.

Biriktirilen ezilmişliklerin altında silik kağıt parçaları,

Yüz karası insancıklara iyileştirici görünüyor.

Alnı ak, gönlü dikili insan anlayamıyorken; duruyor.

Bildiği gerçeklerin uzağında bir çobana rastlıyor.

Gelip geçmeyen doğruluğa hasret, semaya dalıyor.

Son kez hakkını vererek şerefini kurtarma arzusunda,

Kirli kağıt destelere basarak yolunu açıyor.

Onlara muhtaç olmadan, yorulmadan son kez direniyor.

 

Bir çift göz

Bir insan, değişmeyen hevesin verdiği tutkuyla mezarlıklarda çiçek açtırıyor. Değeri paha biçilemez; çöller boyunca susuz kalıp, ırmaklarda uyandırıyor. Nefesi hayat dolu, varlığı yadsınamaz, yakınında olmak canlandırıyor. Kesikli, göçek taşları yerli yerine bırakıyor. Öylece durduğunda bile en güzel resimleri kıskandırıyor. O, değeri henüz anlaşılamamış bir aşk mabudesi. Engin çayırlarda çiçek açan, masalsı sezgileriyle güzellikleri heceliyor.

 

Sebebinden

Yorgun saatlerin son bulmasını ister gibi, çıkıveriyor karşıma.

Bozulmuş radyo kanallarından sıyrılıp yaylalara gidiyorum.

Ay ışığının gece yarısında dansına eşlik ettiğini görünce,

Uzaklar yakınlaşıyor, emektar ellerim ona uzanıyor.

Güzel bakan gözleriyle geceyi aydınlatıyor.

Nedenimi bulmuş gibi tek başıma gülümsüyorum.

Kucaklaşma anı

Değişen insanlar, değişmeyen acılar ya da tam tersi. Aynı olmayan şeyler var ve bunları ne zaman takip etmeyi hatırladım, şaşıyorum. Çocuk-yaşlı, kadın-erkek, anne-baba ile hepsinin aynı çatı altında değişimleri, duvarlara sinen kokularda saklı. Açık olduğu halde kapalı görünen betimlemelerin resmettiği tablolara bakıyorlar hep beraber.

Gövde gösterisi

Bir deli bağırıyor sokakta,

Susturmak zorbalığında olanlar çıkageliyor deliklerinden,

Evrene fazla gelen o sesi istemiyorlar;

Tüm kibirleriyle akıllarını delil gösterirken mandalin kokulu çıkmazda,

Balkonlara üşüşen köprücüklere anlatıyorlar meramlarını.

Deli bu, anlar mı rahatsızlıktan?

Kendisine bile anlatamazken neden bağırdığını,

O sırada, akılsız ve akıllıların dışından balkonlu biri;

Çok uzaklara dalıyor, aklını da hiçe sayarak,

Deli etiketinden ve akıl küpünden sıyrılıyor.

Mantıksız süregiden hayatında,

Balkonsuz bir eve taşınmayı düşünüyor.

Ya sonrası?

Ölmek, bazen kurtuluş gibi bazen de boğucu. An meselesi belki de. Hazır olmakla ilgili. Nedense ben hazırım şu sıralar. Ruhum çoktan beni terk etmiş gibi. Hesap soracak gücüm yok. Ya gittiği yer, benim hiç bilmediğim bir yerse? Ne yaparım? Bu halimle yaşasam buna yaşamak denir mi? Bilmiyorum. Boş bakışlar, kuru sözler, tiksinç yalanlar ve çürüklerle baş başayım. Soframa kimi davet etmeyi düşünsem vazgeçiyorum. Bu yol çok tehlikeli, onlara bir şey olsun istemiyorum. Ölmek, sonu belirsiz olsa da net bir yol. Zor olan yaşamak ama öylesine değil dolu dolu yaşamak. Kendine ancak yeten bu çarpık düzende nasıl olur da kelebek ruhumu suçlarım? Bilmiyorum. Ölüm ile yaşam arasında ölüme bir tık daha yakınım. Sonrasını hayal edemiyorum. Ben ölüyorum yavaş yavaş, bıka bıka. Sadece onun rıhtımında ki havayı solumak ümit vaat ediyor. Yeniden yaşamak istiyorum. O varken, ben ölemiyorum çünkü onu çok seviyorum.