Aklımdasın

Çok karışığım. Yeni yeni anlayabiliyorum sanki bazı gerçekleri ama yine de puslu her şey. Biraz düşündükten sonra hepsi benim bir uydurmam olabilir mi diyorum kendime? Sebepsizce sevilmek, sorgusuzca kabullenilmek istiyorum. Zorluklar beni yordu, kafam karıştı hiç olmadığı kadar. Ve ben neyin doğru ya da neyin yanlış olduğunu söyleyemiyorum. Sakinliğimi, benliğimi kaybettim seçimlerimle. Birçok kızgınlığım oldu, hepsini unuttum. Ama saplanmış kalmışım bir yerlere sanki. Yavaşça uyanıyor gibiyim masalsı yaşantımdan. Acıyla dolu sayfaları bana bakıyor. Benim gibi korkak bir insan yalnız kalmayı göze alıyor. Duygu yoğunluğum artıp beni ele geçirince kendimi tanıyamadığımda korkmasın kimse. Ama bu çırpınışlarımı başkalarına anlatmayı bırakalı çok oldu. Aya bakamıyorum gözlerim acıyor. Düşünemiyorum, beynim uyuşuyor, herşey üst üste geliyor ve sonunda…

Yabancı

Merhaba, benim adım yabancı. Uzakları anlatmayı istiyorum size. Bilmediğim ve göremediğimiz yerleri. Vakti zamanında sakladığım tohumlar vardı gül kokan bahçemizde, hepsini topladım. Bir heves uğrunaydı belki de sır saklarcasına büyüklerden. Şimdi büyüdüler kokuları asfalta sinen yanmış tekerlek konularına karıştı. Yola çıktığımda anladım bu farkı, titiz ve dikkatli olmayı gerektiriyordu. Büyüdüğüme kanaat getirdim öyle olunca, yıllar beni dönüştürmüştü. Bu yüzden yeni insanlara ihtiyaç duydum. Beni tanıdıkça bende yeni kendimi tanımak istedim. Uzaklar yakınlaşsın, ben tekrar uzaklaşayım. Henüz kıpırdayamıyorum yerimden, biri gelirde elimden alır diye değil. Düşkünlüğümden belki, bilinmez. Hiç tanımadığınız birinin günlüklerini okuyor gibi hissediyor musunuz çünkü ben hepinizden bir parça taşıyan yabancıyım.

Ne oldu sana

Yorucu ve huzursuz geçen çocukluğumun ardından gençliğim usta denebilecek efendiler tarafından resmedildi. Boyalar azalırken, gözyaşları uğuldattı gölgelerime yüklenen sıfatları. Duruşum ile asaletim bir bütündü alabildiğince cesur semtinde. Sonra biri çıkageldi ve uzun uzun seyredaldı tabloma. Utandım, tatmadığım duygular kapımda zil çalıyordu. Sesi duyan göz gezdirdi renkli siluetime geçen zamanla. Benim renklerim siliniyordu, bana neler oluyordu. Kimseden tek açıklama işitmek değilken gayretim, birbirine sürten duvarların zerrecikleri değiyor etime. Her sebebin büyüsüyle muradına erdiği o zaman döngüsü, neredesin şimdi?

Yok oldun

Beni anlayacaksan yazacağım birazdan.

Duymuyor da olabilirsin. Olsun.

Bana olanları senden öğrenirdim ya hani.

Şimdi her cümlem eksik, sen yoksun.

Ne olur anla yine beni.

Yapamam diyorsan da hemen söyle.

Bu karmaşaya alıştırayım kendimi bende.

Alışmak dediysem yalan dolan.

Sen kararını kolay ver diye.

Ama iyi bak kendine, ben bulurum bir yolunu.

Yeni birine dönüşür, o eski defterimi bir kenara bırakırım.

Sonrasında eskilere giderim, orada yaşlanırım.

Safsata

Emin değilken belki de heveslendim muradıma, kendimi avuttum görkemli saatlerin gelmesi için. Hepsini tek başıma yapabileceğime inandım. Şimdi durmuş olup bitenlere ve bana kalmayanlarla sızlanıyorum. Beni anladığını söyleyenler var ama yalnız kalmaktan korkuyorum. Aslında bir tek ben anlayamıyorum kendimi. Sonra o biri çıkıyor, kabuğuma çekilmek üzereyken. Anlıyor sanki ters giden karmaşamı. Desteğini esirgemeden kibarca dinliyor beni. Böyle olunca yaşama arzum geri dönüyor, ben dönüyorum. Onun varlığını anlatmak için eksik kalmaktan korkuyorum çünkü benden sonra bile o yaşasın, anlaşılsın ve değer bulsun istiyorum. İşte tutkumu tazeleyen bu asil ruh, şimdi izninizle kanatlarına bir öpücük konduruyorum.

Aşık beyin

Aklımda ne var ki senden başka.

Güneş doğmuş batmış kime ne?

Hayalin tutsak kalmışsa dudaklarımda.

Bir günü değil hayatımı koyuyorum ellerine.

Korkum yok, en güzeli de bu ya.

Sensin, en ötesi.

Eskimeyen hatıralarınla,

Anlayamadığım tesirinle.

Odalar dolusu sevgilerle ıslanıyorum.

Her nasılsa vakit seni düşününce geçebiliyor,

Şaşırmıyorsun artık biliyorum.

Ama ben bilemiyorum.

Tek üzüntüm aşkımın büyüklüğünü anlatamamak olacak biliyorum.

Eksik kalacak olsa da seni seviyorum.

Fırtınalı

Boşuna geçiyor günlerim, anlamsız kaygılarla boğuşarak. Sonu görür gibi olacakken, üzerime yapışan budalalıklardan kaçamıyorum. Gücüm tükenecek gibi. Emin olamıyorum. Dahası başıma saplanan korkunç bir ağrı var, silinmeyen anılarlayım. Günah çıkartmak istesem, bir sonraki sözüm yarım yamalak, kurgusal. Bana sunulan ilgi çekici ne varsa umrumda değil. Yarınlar beliriyor güneşin batışıyla, akşam üstü balkonumda. Herkesi ve herşeyi terk edersem, huzur bana gelecek gibi. Kuralların sıradanlaştırdığı hayatım iflah olmayacak gibi. Benzetmelerim ne çok ki yaşanmışlıklarım arasında hayal ürünü kalıyor. Adına ne derseniz deyin, şehrin kapıları kapalı. Duvarlara tırmanmış çocuklar, göğe uzanan salıncakta nokta gibi görünen ihtiyara baktığı zaman bedenimi hırçın bir dalga savuruyor. Bu dünyaya ait olamamışım da inci kayalara oturup önlenemez arzumu yozlaştırmışım gibi, bolarıyor rüzgarın hızıyla. Gitmek istiyorum uzaklara, bağlarımı koparıp zehirli meyveleri tadarak…

Geldi ve geçti

Kötü oldum. Oraya ait olmadığımı bilsem de denedim. Birine denk geldim. Konuştum. Ama olmadı. İyi olamadım. Aradığımı bulamadım. Benden bekleneni anlayamadım. Birini daha düşüncesizliğimle üzdüm. Kötü oldum. Bir zamanlar ona benzediğimi hatırladım. Çok kötü oldum. Beni vitrinlerden sevenleri gördüm. Paylaşımlarım azaldı. Birinin hayallerini yıktım. Üzdüm. Haberim yoktu, fark edildiğimden. Camda buğulanan isimlerin silindiğinden. Meğer tanınmayan kirpikler, rüzgara tutunuyormuş.

Bir çift göz

Bir insan, değişmeyen hevesin verdiği tutkuyla mezarlıklarda çiçek açtırıyor. Değeri paha biçilemez; çöller boyunca susuz kalıp, ırmaklarda uyandırıyor. Nefesi hayat dolu, varlığı yadsınamaz, yakınında olmak canlandırıyor. Kesikli, göçek taşları yerli yerine bırakıyor. Öylece durduğunda bile en güzel resimleri kıskandırıyor. O, değeri henüz anlaşılamamış bir aşk mabudesi. Engin çayırlarda çiçek açan, masalsı sezgileriyle güzellikleri heceliyor.

 

Ya sonrası?

Ölmek, bazen kurtuluş gibi bazen de boğucu. An meselesi belki de. Hazır olmakla ilgili. Nedense ben hazırım şu sıralar. Ruhum çoktan beni terk etmiş gibi. Hesap soracak gücüm yok. Ya gittiği yer, benim hiç bilmediğim bir yerse? Ne yaparım? Bu halimle yaşasam buna yaşamak denir mi? Bilmiyorum. Boş bakışlar, kuru sözler, tiksinç yalanlar ve çürüklerle baş başayım. Soframa kimi davet etmeyi düşünsem vazgeçiyorum. Bu yol çok tehlikeli, onlara bir şey olsun istemiyorum. Ölmek, sonu belirsiz olsa da net bir yol. Zor olan yaşamak ama öylesine değil dolu dolu yaşamak. Kendine ancak yeten bu çarpık düzende nasıl olur da kelebek ruhumu suçlarım? Bilmiyorum. Ölüm ile yaşam arasında ölüme bir tık daha yakınım. Sonrasını hayal edemiyorum. Ben ölüyorum yavaş yavaş, bıka bıka. Sadece onun rıhtımında ki havayı solumak ümit vaat ediyor. Yeniden yaşamak istiyorum. O varken, ben ölemiyorum çünkü onu çok seviyorum.