Bir çift göz

Bir insan, değişmeyen hevesin verdiği tutkuyla mezarlıklarda çiçek açtırıyor. Değeri paha biçilemez; çöller boyunca susuz kalıp, ırmaklarda uyandırıyor. Nefesi hayat dolu, varlığı yadsınamaz, yakınında olmak canlandırıyor. Kesikli, göçek taşları yerli yerine bırakıyor. Öylece durduğunda bile en güzel resimleri kıskandırıyor. O, değeri henüz anlaşılamamış bir aşk mabudesi. Engin çayırlarda çiçek açan, masalsı sezgileriyle güzellikleri heceliyor.

 

Ya sonrası?

Ölmek, bazen kurtuluş gibi bazen de boğucu. An meselesi belki de. Hazır olmakla ilgili. Nedense ben hazırım şu sıralar. Ruhum çoktan beni terk etmiş gibi. Hesap soracak gücüm yok. Ya gittiği yer, benim hiç bilmediğim bir yerse? Ne yaparım? Bu halimle yaşasam buna yaşamak denir mi? Bilmiyorum. Boş bakışlar, kuru sözler, tiksinç yalanlar ve çürüklerle baş başayım. Soframa kimi davet etmeyi düşünsem vazgeçiyorum. Bu yol çok tehlikeli, onlara bir şey olsun istemiyorum. Ölmek, sonu belirsiz olsa da net bir yol. Zor olan yaşamak ama öylesine değil dolu dolu yaşamak. Kendine ancak yeten bu çarpık düzende nasıl olur da kelebek ruhumu suçlarım? Bilmiyorum. Ölüm ile yaşam arasında ölüme bir tık daha yakınım. Sonrasını hayal edemiyorum. Ben ölüyorum yavaş yavaş, bıka bıka. Sadece onun rıhtımında ki havayı solumak ümit vaat ediyor. Yeniden yaşamak istiyorum. O varken, ben ölemiyorum çünkü onu çok seviyorum.

Sitem

Umut etmiştim çok istemiştim. Yapacağıma çok inanmıştım ama olaylar benden izinsiz gelişmeye başladı. Yakalayamadan tutuksuz yargılandım ağır meçhul kırıntılarda. Pes etmek istedim bu kez, korkak olmak istedim. Ancak korkak olmayı beceremedim yine de atıldım umudu tükenen fidan köklerine. Bir dokunuşla sihrimi yayacakken yılların geçtiğini fark ettim. Umduğum ve bulduğum ben öyle ayrı düşmüştük ki. Yeni umutlar besledim, herhangi biri ya da şeye değil. Emindim bu kez fidanlarımın çiçek açacağına. Olmayacak gibi görünüyor, elimden bir şey gelmiyor. Sihirli tozlarım düzeltmeye yetmiyor. Tek başına olmuyor.

 

Eksik bir şeyler

Bir şeyler eksik ya da benim gururum bu. Fazlalıkları görmezden gelmek. Bana ihtiyaç duyanları sevmek, onlarla eksiklerimi tamamlamak. Bilmiyorum ama insan eksik kaldığı zaman hiç bir işinde tam olamıyor. İstendiğini bilmek, bunu hissetmek yedek anahtar gibi. Yolunda gitmeyen şeyler var ve onlar ile eksikleri görmezden gelip güç buluyorum. Dengede yaşamak kolay değil, anı anını tutabilenlere büyük saygım var, ne yazık ki onlardan biri değilim. Olmaya da niyetim yok sanırım, ben ertelemeden ne varsa yaşamanın peşindeyim. Yüzleşmek bazen zor olsa da kendinle barışık olmanın ve uzlaşmanın tek yolu bu. İnsan kaçarak ya da korkarak bir yere varamıyor dostlar. Bunu yaptığındaysa sadece kendine değil sevdiklerine de zarar veriyor. Bir ağacın yanında güneşin batmasını beklemek, gölgenin mutluluğunu getirmiyor.  Sadece bu yeterli değil, kesin şu gerekir diye bir şey de yok. Herkese göre değişir bu. Eksik bir şeyler var biliyorum ama ne olduğunu söyleyemiyorum. Belki de bu eksikleri kendi eksiklerime katarak mutlu olmalıyım. Dediğim gibi bugün böyle ama yarın için gücüm yetmeyebilir. Bir çırpınma öyküsünde laf geveliyorum sanki. Beni eksilten ama kendi aynı kalan bu can kesici eksikler, siz de hiç eksildiniz mi? Üzüldünüz mü çırpınan benliğimi gördüğünüzde? Görmezden geldiğiniz eksiklerden biri mi oldum yoksa? Eksiğim ama bilmiyorum, sadece…

Yalan borcum mu var?

Size hiç yalan söylemedim sadece bazı gerçekleri sakındım, sebebi maruzatından bir haber olan sizlere gülmedim ya da alay etmek değildi niyetim. Tek tesellim olan mahrumiyetimi övünçten ve yermekten alıkoydum. Kimi zaman hissettim bunları. Gerçek zaman bir adım arkamdayken, yalanlarla boyanmış maskaraları gözlerinize bakmadan ağzımı açmadım. Sukütun enverliğinde boylu boyunca sizi dinlemiş bulundum.

Duygularının peşinde

Seni her zaman seviyorum ama bazen daha çok sevmek istiyorum. Nedense sen o bazen’lerin hiçbirinde olmuyorsun. Eğer olursan seni daha da çok seveceğimi biliyorum ama olmazsan da sevebilirim. Aslında bende sana olan sevgimin sınırlarına henüz ulaşamadım. Göç ettiğim yurdumun topraklarında hüküm giymekten korkarak, bir baştan bir başa seni arıyorum, biçare. Benim olmayan donuk bakışlara da şunu söylüyorum, bazen arada oluyor bazense hep, ben bazen’lerin peşindeyim.

Zili ben çalmıştım

Bütün mesele bu değil mi? Kıvrandırıcı öyküler, yürek burkucu sahneler…

Kabına sığmayan ve bizi hapseden esanslar geçmişi yakamızdan düşürmüyor. Öyleyse sesleniyor ona tüm sitemiyle, harap olmuş gözleri tutukluğunu gizlerken:

“Ben bıktım o neden bıkmıyor? Neden mide bulandırıcı davranışlarına bir son vermiyor?”

Sorduğu sorular onu şaşırtsa da kendindeki gizliliği açığa çıkardığı için yuvasından çıkmaya karar verir:

“Onu gerçekten kucaklamak istediğim günler olsun isterdim. Diğerleri gibi ona seslenmek, eksik hissetmemek isterdim. O bende boşluğu dolmayan bir katılık bıraktı.”

Tüm uyanışlar henüz anlamıştır gözlerdeki yanılgı dökülüşlerini ancak söz ağızdan çıkmıştır bir kere:

“Tam şu anda sana söylediklerimi hatırlama çünkü benim hatırımda ki sen yokmuşsun.”

 

 

Asi genç

İnsanlara hedeflerimi söylediğimde gülüyorlar, sahip olduklarımla yetinmediğim için nankör görüyorlar beni. Ama ben bu değilim anlamıyorlar. Ben var olmak için beni var eden şeylere tutunan biriyim. Tuttuğum rastgele bir dal parçasını sırf beni düşürmüyor diye tutmak istemiyorum. Birileri istedi diye konuşmak, kurallara dayatılmak, duvarların arasında sıkışmak istemiyorum. Artık ne istediğimi biliyorum. Ama bilince daha çok istemiyor insan, istemediklerini.

Kalplerin efendisi

Kalp durunca hastanede yatılan koma mevkinde bir makine var ya adı neydi onun? Kalp cihazı desem doğru olur mu bilemedim şu an her neyse onun gibi bir adı vardı. Çalışan bir kalbe şu an dur desem ve beni dinleyip uslu bir kalp olsa, sonra çıkan o sesle herkes irkilse: dıttttttttttt! Ardından doktorlar ve hemşireler gelip beni de kurtarmaya çalışır mı? Pardon olamaz çünkü ben burada makineyim. Bir an için insan olduğumu sandım. Kendim bile inanacaktım. Tam ümitleri bitmişken ben süper kahraman gibi makineden robota dönüşüp o kalbe tekrar çalış desem, kalplerin efendisi unvanıyla kardiyoloji bölümünde profesörlerle yaşantımın ulvi haritasını çizer miydim?