Deniz yıldızı

Hep korktuğun yokluğun dışında,

Seni korkuttuysam üzgünüm.

Aynını yaşadığım bugün,

Hissiyatsız bir takdirin ifadesiz kabullenişinin dışında,

Seni özgürlüğüme hapsettiysem üzgünüm.

Mutluluğu sende bulup sende yaşarken,

Seni mutsuz ettiysem üzgünüm.

Beni terk etmeni isteyip sana tutunduysam da üzgünüm.

Aynını yaşayınca da seni sevmek ağır bastıysa,

Sessiz varlığınla başlayan her şeyi sevdiğimde, seni üzdüyse üzgünüm.

Yangın külleri

Ayrıldıklarım oldu istemeye de olsa.

Bir ağrı girdi şakaklarıma.

Gözlerin ufuk çizgisi gibi belirdi.

Seni andıran bir ses çınladı kulağımda.

Tahmin etmediğim yerlere çarptım.

Yapılar bana düşmandı.

Üstüme çöken tavan arası odamın tozları,

En hüzünlü şarkıymış gibi hatırlattı seni bana.

Nerelere gittin hangi otobüs tekerlerine dayandım.

Devrilen yarım, burç adaya akan sellerde.

Denize bakarken bana seslenen denizkızları mı arkadaşların artık.

Onlarla gitsem beraberimdeki karanlıktaki gelir mi benimle?

Çaresizce sokaklarda bulduğum parayı def etmenin peşindeyim.

Yorgun kızgın ruhum bedenime zülüm ederken,

Ellerimi koyacak yer bulamıyorum.

Nereye varsam kabus yüklü acıların baş tacı.

Kıvançla kafamda gösteriş yaparken, çıldırıyorum.

Geçmeyen saatlerle baş başa bir ömürde,

Seni bir tutup sonra da tuttuğum yerinden bırakıyorum.

Her defasında bir mezarlık inşa ediliyor sulak topraklarımda.

Sonrası meçhul, eskiyen kalabalıklar ortasında.

Her şey sonrasında hiçbir şey iken,

Benim için dilek tutarsa yarın öbür gün.

Sabah gelmeyi unutmuşken beni hatırlarsa,

Vicdanı ona rahat vermezken

Çarşaflara sardığım el bebek kollarını üşümekten alıkoyamam.

Tren sesi duyulur en tiz haliyle,

Atlayıp gitmek isterim çok uzaklara.

Peşimi bırakmayan hayallere yenisini eklemek,

Sigaramdan bir fırt almadan söndürmek,

Yanan bedenimi sularla soğutmak isterim.

Boş mudur her şey boşlukta?

Güzellik göstermezken kendini,

Zevksiz yaşantımda gün gelir.

Kırıklarımı gömmek için deniz analarına kulak veririm.

Asma köprüdeki anamın koşuşu gelir aklıma.

Sallansa da ona kavuşmak için çarpan yüreğimi sustururum.

Ertelediğim hayatımda gücüm hırsıma yenik düşmüşken,

Gözlerim dolmuş, ellerim kirlenmiştir.

Kirli maskeme bakarsam aynada,

Günlerim harabeye dönmüş, o göçük altında kalmıştır.

Sevmek istersem yeniden,

Bana sevgiyi tattıran insanı ararım.

Yokluğu en zayıf anımda depreşir.

Bağlılığım gözlerimi yaşartır.

Saçlarım önüme düşerken rüzgarın oyunlarında,

Onun hayallerine dalarım.

Birileri gölgeler gibi rol üstlenirken hayatımda,

Onun renklerini unutamam.

Hayalleri, o gittikten sonra evine gönderirim.

Sıradan biri olur çıkarım bu perdede.

Geceler ürkütücü ve yapayalnızdır.

Ona dair ne kalmışsa yakar yıkarım.

Anladığım vakit daha da başkalaşırım.

Eskiye hasretim hiç bitmez.

Kuru bir elvedaya zorlanmışken.

Hoşçakal diyemedim

Bir gece, son bir gün.

Sana hoşça kal diyeceğim gün.

Bomboş geçecek yıllarımın başlangıcı.

Beni sen bırakmayacaksın biliyorum.

Bu yüzden daha çok özleyeceğim seni.

Sessizliğimi bozmadan duymaya devam edeceğim sesini.

Sıcacık kokuna hasret kalacağım gün be gün.

Sıcak yaz aylarında suyum olacaksın,

Göz yaşlarıma karışan damla damla.

Mevsimler gelip geçecek,

Sen hep kalacaksın.

Başkalarında arayacağım kokunu,

Hiçbiri çare değilken sensizliğime.

Daha da kapanacak kapılarım.

Seni bırakıp giderken çok şey değişecek.

Sonrasına yetemeyecek seninle anılarım.

Özleyeceğim.

Sen bilmesen de, ben gitsem de.

Sensiz geçecek yıllarda,

O geceyi hatırlayacağım.

Sensizlikte sana sarılacağım.

Beni bana verin!

Çok uzaklardayım.

Serin rüzgarların eteğinde,

Uykum bölünmüş gibi mahmurlaşmış gözlerim.

Satır satır düzülürken yorgun günlerim,

Sislerin arasında oyalanıyorum.

Kim olduğumu anlatanlar var, inansam mı bilemiyorum.

Değişen ben miyim yoksa değiştiriliyor muyum?

Savrulan yapraklara dost olurken yollarım çamurlu.

Yüzüme çalınan izlerde vefasızlıklar diz boyu.

Herhangi birinden farksızken bire bin katıyorlar.

Bana soran olmadan öteleniyorum.

Neredeyim, neler oluyor durun.

Uyuşan bedenim daha da soğumadan,

Aslında neydi istediğim demeye fırsat kalmadan,

Ses çıkarmadan usulca bana verilen kimlikle dolaşıyorum.

Ta ki beni bilenlerin yanında olana dek.

Onlar ile insan olduğumu hissediyorum yeniden.

Kimsesiz yüreğim kızgın ateşlerde kavrulduğunda,

Suyumu onların elinden içiyorum.

Gittiklerinde başka bir ben kalıyor arkada;

Suskun, mazisiz, içli robot

Bir gün kapatılmayı bekleyen.

Alakasız rahatlıklara bandığım zamanları özlüyorum.

Yeniden insan olmak istiyorum.

 

 

Kanadı kırık kuş

Fark edilmem sanmıştı ürkek kuş,

Karşı ki tepeden cıvıldarken göklere.

Tekrar incinmem sanmıştı, uçamadıktan sonra.

Aynıydı diğerleriyle, çaydaki şeker gibi erimişti.

Benliğine dokunmayalı geçen günlerce.

Gittiği yeri umursamadan gerisini görmezden gelmişti.

Eskiye dönmeydi diliyordu aslında.

Dinlenmeyen hırslara kelepçe vuramıyordu.

İstediği gibi olmuyordu.

Kanatları iyileşeli olmuştu epey,

Ama o uçamayacağına inandırmıştı kendini.

Şimdi gökler ona uzak geliyordu.

Koca gün

Koca gün geçmiyor bazen.

Özgürlüğün ağır geliyor yüklü kalbime.

Zorla değil masumane olsun gülüşlerin.

Bir masal vardı okuduğum.

Yıldızların dağılmadığı bir geceden.

Bir ses duymuştum derinlerden.

Sandım da yandım bazen.

Sensiz geçemiyor günlerim.

Manasızca konuşmadan, sessizce.

Aldığım biletlerle koleksiyon yapıyorum.

Bir şehri her terk ettiğimde bitecek sanırsın ya.

Bir umut bir yaşam kavgası benimki de.

Anladığım ve anlaşıldığım insanlarla avutuyorum kendimi.

En güzeli seni anlamakken, yapamıyorum.

Bir çırpıda kesilirken kağıtlarım.

Tutamıyorum ellerinden.

Yanık türkü

Uyumadan önce dinle hikâyemi,

Sevgiyi bilmeyen insan.

Mutlu sonla bitmedi diye hayıflanma.

Resmettiğim dünyayı duy, gülen gözlerinle.

Fırçam darbelerini savururken sana sana,

Tut ellerimden sıkıca.

Bildiğim tüm güzellikleri yaşatayım sana.

Bensiz de yaşamayı bil, mutlu sonsuzlukta.

Ama uyuduktan sonra unut hikâyemi.

Beni uyku perisi say da öyle unut.

Dağ başı

Hüznü bulutlara verip yağan yağmurda ıslanmak isterdim,

Umutsuzluğu hiç sormadan dinlemek ve uyumak yaşlı bir ağacın altında.

Gölge eden yaprakları incitmeden güneşin saçlarımı okşamasını isterdim,

Nefretin ve terk edişlerin olmadığı gülen bebeklerin yanında.

O yerde kalıp, sonrasına dönmemek isterdim,

Karların eridiği ama sevginin yaşatıldığı yüreklerin ateşinde.

Ve yalnızlığımda saklı kalan bir beni severdim,

Rüzgârlı tepelerin ferah varoluşçu havasında.