Yaşayan ölü

Bugün benden kendimle röportaj yapmışım gibi bir yazı yazmamı istediler. Kalakaldım. Benim gibi korkaklığa sığınmış biri nasıl olur da kendine sorular sorar ve cevap arardı. Üstelik hepsi benim kurgularımla meydana gelmiş bir eserin ticari kaygısıyla ilgiliydi. Böyle olunca neden kitap yazdığımı düşündüm, Son zamanlarda da aklıma takılıyordu aslen ama aldırış etmiyordum. Meziyetlerime kendim dahi inanamaz olmuştum. Benim yerime biri gelmiş de beni oynuyor ve ben ikisini gözlemliyor gibiydim. Delirmiş olabilir miyim, bilmiyorum. Bu aralar çok fazla bilmiyorum zaten. Emin olamıyorum. Kumar masasında ki kağıtlar, zarlar, taşlar gibi yaşıyorum. Bana soru sorulunca irkiliyorum. Uzun zamandır hayalini kurduğum ne varsa gerçekliğe kavuşuyor ama tatmin olamıyorum. Yolun sonuna gelmiş gibiyim, yorgunum, yalnızım, mutsuzum. Rol yapmak istemiyorum. Teker teker hayallerim yalana dönüşüyor. Hiçlikle savaşmak eskisi kadar kolay değil, gücüm yetmiyor. Kimseyi de bu dehlize çekmek doğru gelmiyor. Basit sanılan bir soruyla başlıyor tüm bu düşüncelerim. Belki de yazmamalıyım diyorum ama sonra bunun için çok geç olduğunu anlıyorum.

Çırpınış

Gecikmeden kabullen saklandığını,

Çık da bak, vakit var diyorlar.

Yorgunsun ama anla son olduğunu,

Bu kez gerçek diyorlar, kandırılmıyorsun.

Aynaya bak da gör, bir başkasını,

Küskün mecburiyetlerin anlaşılmazken.

Zamanı varken, çözümün neyse ne değilse.

İşkenceyi bırakıp da hatırla satır aralarını.

Anlaşılmak isterken anlamaya çalışmayı bırak.

Zaman var dediysem çok da yok hani.

Acı çekmeye alıştırdığın, içindeki çocuğu gülümset.

Nasıl yapacağını sorma bana, cevapları ben de arama.

Hala kaçıyorsun, dağ çiçeklerini özlediğini yalanla.

Sana kattıklarını düşün, teşekkür et ve sonra da bırak.

Bırak ki huzur bulsun delice atan yüreğin.

Hepsinden sonra yine kaçarsan da,

Kabullen ve hayal kırıklıklarını geride bırak.

Ucuz bahanelere teselli arayıp acının kaynağına sığınma.

Kuşları kıskanıp da özgürlüğe pay biçme.

Amaçsızca çırpınan bedenine kızıp da insanları üzme.

Masum olanları hor görme, kabul etmek zor olsa da oradalar.

Hayallerin, uzakları anımsatan bir kaldırım boyu.

Eline takılan uğraşların.

Anlamadan tuhaflık vakti beliriveriyor, yanıbaşında.

Çırpınıyorsun, kabullenişin ağır.

Nasıl nasıl derken geceler gelip geçiyor.

Yazınca aydınlanan sabaha günaydınlarla uyanıyorsun.

Anlayamamak ölüm gibi,

Zincirlenmiş yorgun bedenin seni karanlıklara çağırıyor, bekleyenlerin var.

Tarihi kapalı, aslı mazi bir masalda buluyorsun çareni.

Mutlu sonlar, uzak hayaller hep buradayken sen nerdesin?

Özsaygın bilinmezken sen tanımsızsın.

Kendine kızıyorsun, ne yaparsan yap gerçek bu, değişmiyor.

Sevgisizliğe sığınıp, sevgini yüceltiyorsun.

Söylesene çocuk ne yapıyorsun?

Kim olduğunu hatırlıyor musun?