Kabuksuz yaralar

Rollere girip çıkmak zor olmuyor geçtikçe zaman. Derinlerde gömülü arzulara boyun eğemiyor tek sıkımlık bedenlerin uzuvları. Onlara bakınca özlemi görüyorum; büyük sevgilerin, büyük gururların. Üzücü geliyor ama korkuları o kadar derin ki yardım elim yeterli gelmiyor. Belki de ben içten gelmiyorum kim bilir. Gerçekten öyle miyim emin olamıyorum. Düşündükçe şu sonuca varıyorum: Ben uğruna zahmete girilecek, yaşlanmanın eğlenceli bir hal aldığı ve rol yapmak zorunda kalmadığım bir esintiye sahibim. Çoğu insanın istediği ve elde edemediği cinsten bir ahenkle, kuralların canı cehenneme diyerek. Saçma sapan konuşmalara maruz kalmayı reddederek, özümü terk etmeyerek. Yanlışlar neden, neden bu kadar eleştiri var, başkalarının seçimlerine illa ki kılıf mı giydirmeli. Yeri olmayan isimsiz bir mektubun yakılması gibi muamele görmek insanı kalabalıklardan uzaklaştırıyor. Yalnızlık tatlı görünüyor, ait hissetmediğin topluluk ve hayatının zorunlu kesişmelerinde başın ağrıyor. Kaçacak yerin yok, her yer aynı kabuslarla dolu. Halbuki sen huzuru ve sevgiyi arıyorsun. Sonrasını düşünmeden plan yapmadan bir dönemi mutlu kapatmak, hüznüne sonra devam etmek istiyorsun. Kabul ettirmek yoruyor, açıklamak da. Yine de korkuyorsun yalnızlıktan, değer verdiklerinin de seni bırakıp gitmesinden. Karar vermek zorlaşıyor, her gün yeniden ve yeniden inandırılmak umuduyla gözlerini açıyorsun. Sabahlar ile geceler birbirini kovalıyor…